1967'de Bir Eylül Masalı
Vakitlerden bir Cuma, takvimlerden ise 1 Eylül 1967 idi. Güneş, Konya Ovası’nın uçsuz buçaksız sarılığını kucaklarken, DSİ’nin tozlu haritaları üzerinde bir devir sessizce kapanıyordu. Ağustos’un sıcağında nakış gibi işlenen haritalar bitmiş, bozkırın bağrında yeni bir yirmi günün ayak sesleri duyulmaya başlamıştı. Lakin genç yolcu Akıncı'nın gönlünde başka bir sevda, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nin sınav salonlarında atacak bir başka heyecan vardı. DSİ'deki ekibin başında, adı gibi "Hayır" ve bereket timsali bir şef vardı: Hayri Bey. Genç Akıncı’nın gitme vaktini öğrendiğinde, bir şefin otoritesiyle değil, bir ağabeyin şefkatiyle gülümsedi. Gözlerinde, öğrenmeye doymayan o gencin bitmek bilmeyen sorularının yansıması vardı. "Gelecek yıl yine gel Akıncı," dedi Hayri Bey, sesi bozkırın rüzgârı gibi vakurdu. "Senin o doyumsuz merakını, öğreninceye dek pes etmeyen inadını sevdik. Kapımız sana her daim açıktır." Akıncı, kendisine bir meslekt...