Kayıtlar

Öne çıkan yayın

Bir Çağın Eşiği: 1968’e Doğru

Resim
  23 Ekim 1967 Pazartesi, AYÖO... AYÖO Fikir Kulübü aylık bülten hazırlıklarına 15 ekim'de başlamıştık. Dün tamamlayarak, bugün dağıtabildik. Masraflar için yaptığımız 2,5 Liralık talep büyük çoğunluk tarafından yerine getirildi. Bültende, küresel devrimci Che Guevara destanı özet olarak yazılmıştı. Sosyal demokrat arkadaşların büyük ilgisini çekti. Che'nin 9 ekim 1967'de öldürülmesi, bütün dünyada yankı uyandırdığı gibi, Üniversitelerde sol görüşlü öğrencilerin çatı örgütü olan FKF, Ekim 1967'de fakültelerde forumlar düzenleyerek hem üniversite reformunu hem de Türkiye’nin dış bağımlılığını tartışmaya açtı. Türkiye’de 1967 yılı, üniversite gençliğinin akademik taleplerin ötesine geçerek politikleştiği ve özellikle ABD karşıtı (antiemperyalist) bir çizgiye oturduğu dönemdi. Türkiye işçi sınıfı tarihi açısından da sendikal bölünmelerin ve hak arayışlarının sertleştiği bir yıldı. Özellikle yabancı üsler ve stratejik iş yerlerindeki grevler gündemi belirlemişti. A...

Küresel Devrimci Che Guevara Destanı

Resim
  Zamanın sonsuz nehrinde, bazı ömürler vardır ki bir nehir gibi akar ve aktığı yatakları sarsarak koca bir deryaya dönüşür. İşte Ernesto Che Guevara’nın hikâyesi, beyaz önlüklü bir tıp öğrencisinin, insanlığın makûs talihini değiştirmek üzere yola çıkan küresel bir devrim bayrağına dönüşmesinin epik destanıdır. Küba’nın sarp dağlarında yankılanan ayak sesleri, uluslararası gerilla mücadelelerine uzanan soluğu ve tavizsiz anti-emperyalist duruşu, onu yeryüzünün dört bir yanında hem büyük bir hayranlığın hem de bitmek bilmez fırtınalı tartışmaların odağı haline getirdi. Kısa fakat fırtınalarla dolu ömrü, 1967 yılının o meşum ekim ayında Bolivya dağlarında noktalandığında, zalimler onun sustuğunu sandı. Oysa ölüm, onu Dünya Devrimci Hareketi’nin ölümsüz bir sembolü olarak tarihin burçlarına dikmişti. Alberto Korda’nın vizöründen süzülen o ünlü portresi, zamanı ve mekânı aşarak Che’yi 20. yüzyılın en tanınan, en sarsılmaz devrimci ikonuna dönüştürdü. Gelecek yılın, yani 1968’in o m...

ABD'nin Yeşil Kuşak Projesi öldürüyor

Resim
15 Ekim 1967 Pazar, AYÖO... Zamanın amansız çarkı dönedursun, ömür defterinin yaprakları arasına hasretin ve mücadelenin kokusu sineli tam kırk beş gün olmuştu. "Anı Defteri" sakin, kalem mürekkepsiz, daktilo tuşları sessizdi. Konya ovasının sarı sıcağından, toprağın ve haritanın dilinden döneli beri genç yolcu Akıncı, aklın ve bilimin dik yokuşlarını tırmanmaktaydı. Eylül ayının on biri ve on beşi, kaderin ve emeğin iki büyük sınavına sahne oldu. Bir yanda şimşeklerin, görünmez akımların sırrı Elektrik ve Manyetizma, diğer yanda maddelerin gizli simyası Denel Kimya... Eylülün yirmi beşinde Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nin kapıları ardına kadar açıldığında, tellallar başarıyı ve başarısızlığı aynı anda fısıldadı. Genç adam, Denel Kimya’nın çetin potalarından alnının akıyla geçmiş, lakin Elektrik ve Manyetizma’nın o gizemli akımlarına bu kez mağlup düşmüştü. Varsın olsundu; hakikat yolunda yürüyenlerin lügatinde pes etmek yoktu. Ekim ayının ikinci haftasına değin, ak...

1967'de Bir Eylül Masalı

Resim
  Vakitlerden bir Cuma, takvimlerden ise 1 Eylül 1967 idi. Güneş, Konya Ovası’nın uçsuz buçaksız sarılığını kucaklarken, DSİ’nin tozlu haritaları üzerinde bir devir, Akıncı için, sessizce kapanıyordu.  Ağustos’un sıcağında nakış gibi işlenen haritalar bitmiş, bozkırın bağrında yeni bir yirmi günün ayak sesleri duyulmaya başlamıştı. Lakin genç yolcu Akıncı'nın gönlünde başka bir sevda, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nin sınav salonlarında atacak bir başka heyecan vardı. DSİ'deki ekibin başında, adı gibi "Hayır" ve bereket timsali bir şef vardı: Hayri Bey. Genç Akıncı’nın gitme vaktini öğrendiğinde, bir şefin otoritesiyle değil, bir ağabeyin şefkatiyle gülümsedi. Gözlerinde, öğrenmeye doymayan o gencin bitmek bilmeyen sorularının yansıması vardı. "Gelecek yıl yine gel Akıncı," dedi Hayri Bey, sesi bozkırın rüzgârı gibi vakurdu. "Senin o doyumsuz merakını, öğreninceye dek pes etmeyen inadını sevdik. Kapımız sana her daim açıktır." Akıncı, kendis...

Gönüller Sultanı MEVLANA ve KONYA

Resim
  Güneşin doğudan yükselip hakikat ışığını yeryüzüne serptiği kadim zamanlarda, Belh (Afganistan) şehrinde bir inci tanesi dünyaya düştü. Adına Muhammed Celaleddîn dediler. Ama kader, onun alnına "Efendimiz" anlamına gelen Mevlânâ ve Anadolu’nun nefesini taşıyan Rûmî mührünü çoktan vurmuştu. Göklerden gelen bir işaretle, babasının elini tutup yollara düştü Celaleddîn. Dağlar aşıldı, çöller ve şehirler geçildi. Ve nihayet Selçuklu’nun kalbi, bozkırın ortasında bir vaha gibi parlayan Konya’ya varıldı. Konya o vakitler sadece bir başkent değil, gökyüzündeki yıldızların yeryüzündeki yansıması gibi parlayan bir ilim ve irfan yuvasıydı. Mevlânâ bu şehre kök saldı; ömrü burada çiçeklendi, aşkı burada meyve verdi. Bir gün, asırlardır beklenen o kutlu buluşma gerçekleşti. Gönüllerin aynası Şems-i Tebrîzi, bir rüzgâr gibi girdi Mevlânâ’nın hayatına. O ana kadar bir kitap denizi olan Celaleddîn, Şems’in bakışlarında o denizleri ateşe veren ilahi bir aşkı gördü. Artık o, sadece kürsü...

Konya DSİ'de Haritalama başlıyor

Resim
  6 Ağustos 1967 Pazar, Konya... Ağustos’un o sapsarı sıcağında, zamanın sanki bozkırın üzerinde titreyen bir serap gibi ağır aktığı bir pazar günüydü. Takvimler 1967’nin 6 Ağustos’unu gösterirken, Temmuz’un tozlu yollarında, güneşin alnında geçen o uzun mesailer, zihnimizde birer tatlı yorgunluk nişanesi olarak kalmıştı. Temmuz rüzgâr gibi geçmiş, yerini meyvelerin olgunlaştığı, emeğin ise ete kemiğe büründüğü Ağustos’a bırakmıştı. Ağustosun birinci günü, DSİ’nin koridorlarında sadece evrak sesleri değil, aynı zamanda alnının terini toprağa dökenlerin haklı gururu yankılanıyordu. Muhasebenin kapısından çıktığımda, avucumun içindeki 200 Lira sadece bir kâğıt parçası değil; yirmi beş günlük uykusuzluğun, ölçüm çubuklarının ve kavurucu güneşin bedeliydi. Ruhumun kandilleri yanmış, keyfim bir bayram sabahı gibi yerine gelmişti. Bilimin ve doğanın kucağında, memleketin suyuna yön veren bu dev yapının bir parçası olmak, başlı başına bir saadetti. Çalışma odasının kapısını araladığ...

Konya DSİ'de ilk 15 günün izlenimleri

Resim
  16Temmuz 1967 Pazar, Konya... Konya'da, Mustafa'nın kiralık evindeyim. Mustafa henüz gelmedi. Açık pencereden Bedia Akartürk'ün sesi geliyor. Saate baktım 21:00'i gösteriyordu. Yine, aynı saatte '' yumurtanın kulpu yok, gözlerimde uyku yok; sür gemiyi gemici, krallardan korkum yok '' türküsünü söylüyordu. Bir süre dinledikten sonra, bana biraz kırgın gibi bakan anı defterime gözüm ilişti. DSİ'de işe başlayayalı iki hafta olmuştu, 30 Haziran'dan bu yana anı defterimi açamamıştım. Uyum sağlamak ve hata yapmamak için, kırgınlıkla beni gözleyen anı defterima zaman ayıramamıştım. Bedia Akartürk'ün türküsüne kulaklarımı kapayarak, defterimi açtım. Geçmiş iki haftalık izlenimlerimi yazmaya başladım. Kardeşim Mustafa'nın Maarif Kolejinde Türkçe Öğretmeni olmuş olan Hatice Hanım, öğrencilere anne şefkati ile yaklaşmasıyla biliniyordu. Konya'daki önemli kişiler katında hatırı vardı. 30 Haziran Cuma günü sabahleyin yaptığımız görüşmeden s...

Bir Antik İç deniz üzerindeki KONYA

Resim
  30 Haziran 1967 Cuma, Ankara... Daha önceki anılarımda olduğu gibi, nerede konaklasam ve hangi yerleşik ve tarihi mekanları ziyaret etsem; yerin tarihi, coğrafi ve sosyal yapısını tanımak isterim. Konya için de öyle oldu. Kardeşim Mustafa'yı ziyaretimde, tanışma fırsatı bulduğum Kolejdeki Türkçe Öğretmeni Hatice Hanımın önerisi ile Devlet Su İşleri Konya Bölge Müdürlüğü'nde çalışma kararım üzerine Ankara'ya döndüğümde, Milli Kütüphane'de araştırma yaptım. Şehrin, üzerine yerleştiği Konya Ovası ve insanlığın ilk yerleşim yerlerinden biri olan çatalhöyük hakkında oldukça ilginç bilgiler buldum. Gördüm ki, Konya’nın tarihi, coğrafyası ve sosyal yapısı birbirine sıkı sıkıya bağlı olup, bozkırın ortasında devasa bir kilim gibi dokunmuş bir bütündür. Bu kadim şehri üç ana başlıkta, masalsı bir derinlikle inceleyebiliriz. Milyonlarca yıl önce, dünya henüz gençken ve iklimler bugünkünden çok farklıyken, Konya Ovası aslında devasa bir iç denizdi . Buzul Çağı döneminde, j...

Mevlana'nın Şehri Konya ile tanışma

Resim
  26 haziran 1967 Pazartesi, Konya... Fen Fakültesi sınavları 20 Haziran'da bitti. Denel Kimya ile Hayri Dener'in Elektrik ve Manyetizma dersinden geçer not alamadım. Sağlık olsun diyerek önce, 22 haziran'da, babamın görevli olduğu Tarsus Turan Emeksiz Ağaçlama Sahası'ndandaki ailemin yanına gittim. Üç gün kaldıktan sonra, dönerken Konya'ya, kardeşim Mustafa'nın yanına, uğradım. Mustafa, 1965-66 Eğitim ve Öğrenim yılı sonunda Koleji bitirmiş ama Üniversite Giriş Sınavları'nda başarısız olmuştu. O da benim gibi, ailemizin yanında mevsimlik işçi olarak çalışmak yerine, Türkçe Öğretmeni Hatice Hanımın yardımlarıyla zengin ailelerin bütünlemeye kalmış çocuklarına ders vermenin yanı sıra kışın da takviye dersleri vermeye başlamıştı. Temmuz 1966'da ailemizin yanında bir süre kaldıktan sonra döndüğü Konya'nın, Havzan Mahallesi Babil Sokak'ta ev kiralamıştı. Konya Maarif Koleji Şeyh Sadreddin Mahallesi olarak da bilinen Ferit Paşa Mahallesi'nde T...

İşçi ve Öğrenci Hareketleri Mayalanıyor

Resim
  7 Mayıs 1967 Pazar, AYÖO... Fen Fakültesi ara sınavları, aylık Fikir Kulübü Dergisi hazırlıkları ve hiç olmazsa haftada bir düzenlediğimiz sohbet toplantıları nedeniyle, 26 Şubat'tan bu yana anı defterimle buluşma fırsatım olmadı. Akşam yemeğinden sonra odamıza çekilerek anı defterimle buluşuyorum. Ülkücü kanattan katılanın olmadığı gibi, olumsuz gözler ve tavırlarla çevremizde bir süre dolaştıkları dün akşamki sohbet toplantımızda, 1961 Anayasa'sının getirdiği özgürlükler, Demokrat Parti'nin mirasını devralan Süleyman Demirel'in anayasayı etkisizleştirme çabalarına karşı, ülkemizdeki işçi ve öğrenci olaylarını gözden geçirdik. İçinde bulunduğumuz 1967 yılı, Türkiye’de toplumsal hareketliliğin ivme kazandığı, hem işçi sınıfının hem de öğrenci gençliğin sesini daha gür çıkardığı kritik bir dönemeç olarak karşımıza çıktı yapılan değerlendirmelerimizde. Bu yıl, özellikle 1961 Anayasası’nın getirdiği asgari özgürlük ortamında ideolojik saflaşmaların netleştiği ve eyl...

Beşevler Günlüğü – 26 Şubat 1967

Resim
                                26 Şubat 1967 Pazari, AYÖO Beşevler...  Zamanın ağır adımlarıyla bir ay boyunca anı defterimle dertleşemedim. Çünkü Beşevler’in taş duvarları arasında, bir yandan AYÖO Fikir Kulübü’nün bülteniyle uğraşıyor, bir yandan Öğrenci Derneği seçimlerinin ateşli günlerine tanıklık ediyordum. Mart ayından itibaren aylık çıkacak bülten, gençliğin sesini çoğaltırken; seçimleri Naif Türetken’in önderliğindeki Devrimci Grup kazandı. Güven veren, dost canlısı, ikna edici ve birleştirici kişiliğiyle Türetken, yalnızca Beşevler’in değil, ODTÜ’nün Fen-Edebiyat Fakültesi’nde de öğrencilerin lideri olacaktı. Yeni yerleşkemiz, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nin yanı başında… On dakikalık yürüyüşle derslere yetişmek, hem zamandan hem nakitten kazanç demekti. Bu yakınlık, başarılarımızın sessiz destekçisi oldu. Fakat Hayri Dener’in “Elektrik ve Mağnetizma” dersleri, öğrencilerin çoğunu sına...

Türkiye'de Faşizmin Temel Dinamikleri

Resim
Faşizm, 20. yüzyılın başında özellikle İtalya ve Almanya’da ortaya çıkan; aşırı milliyetçi, otoriter, totaliter ve anti-demokratik bir ideolojidir. Ortaya çıkışında en belirgin neden, tekelci kapitalizmin yarattığı dengesiz ekonomik gelişmeler ve krizlerdi. Hitler böyle bir ortamda (1933) Almanya'da ortaya çıkmıştı. İtalya'da (1922) ortaya çıkan Mussolini de ekonomik kriz sonrasında ortaya çıkmıştı.   1936 yılında da Faşist  General Franco sahneye girecekti İspanya'da. 23 Ocak 1967 Pazartesi, AYÖO... 16 Ocak Pazartesi günü, sabah kahvaltısı çıkışı, Ankara Yüksek Öğretmen Okulu Fikir Kulübü'nün (AYÖO-FK) ilk haftalık bültenini dağıttık. Sosyal Demokrat arkadaşlarımız arasında büyük ilgi gördü. Karşıt gruptaki arkadaşların bazıları da, sırf meraktan, bülteni aldılar. Bülteni çıkarmak için, Halil Biga ile, cebimizden yaptığımız harcamaların karşılanması amacıyla, bülten alan arkadaşlardan 2,5 Lira talep ettik. Birçok arkadaşımız, ikiletmeden verdiler. İlgi ve ekonomik ...

AYÖO Fikir Kulübü Haftalık Bülteni

Resim
  15 Ocak 1967 Pazar, AYÖO... Ankara Yüksek Öğretmen Okulu (AYÖO) Beşevler yerleşkesinde Halil Biga ile birlikte kaldığımız odayı, Ankara Yüksek Öğretmen Okulu Fikir Kulübü adresi olarak bildirdik yetkililere. Ardından elle çalışan bir teksir makinesinin yanı sıra elden düşme bir daktilo edindikten sonra baskıda kullanacağımız mumlu kağıt aldık. Bazen, akşam yemeklerinden sonra gerçekleştirdiğimiz sohbet toplantılarında ABD yeşil Kuşak Projesi, İkili Antlaşmalar, Gladyo, Milliyetçiler Dernekleri, Ülkü Ocakları ve Komünizmle Mücadele Dernekleri ile ilgili çekincelerimizi, Küresel sermayenin ülkemize dayattıkları olarak ortaya koymuştuk. Daha geniş kitlelere ulaşmak için haftalık bülten çıkarmalıydık. Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel Başbakandı. 27 Mayıs 1960 İhtilali sonrasında, 1961 Anayasası'nın getirdiği özgürlüklerde aradığını bulamayan ABD'nin, Türkiye'de dizginleri yeniden sıkıca kavrama projeleri yürürlüğe girmiş, Adalet Partisi iktidar olmuştu. 27 ...

Ankara Yüksek Öğretmen Okulu Fikir Kulübü

Resim
8 Ocak 1967 Pazar, AYÖO.. 1954'te yayın hayatına katılan Forum Dergisi, Türkiye'nin siyasal düşünce tarihinde önemli bir yere sahip, entelektüel bir yayın organıydı. 15 günde bir çıkan derginin amacı Demokrat Parti iktidarına bilimsel yöntemlerle muhalefet etmek, Türkiye’nin siyasal, toplumsal ve iktisadi sorunlarını tartışmaya açmaktı. Başlangıçta liberal ve demokratik çizgide bir yayın politikası izledi. 1960’ların ortalarından itibaren, yazar kadrosunun değişmesiyle birlikte sol görüşlü bir içeriğe yöneldi. Bu süreçte Doğan Avcıoğlu, Muammer Aksoy, Hasan Hüseyin Korkmazgil gibi isimler öne çıktı. Özellikle Ankara Üniversitesi Hukuk ve Siyasal Bilgiler Fakültesi ile İstanbul Üniversitesi çevresinden akademisyenlerin katkısıyla şekillendi. Bu oluşumlardan etkilenen Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencileri 1954'te ilk fikir kulübünü kurdular. Türkiye'nin 1960'lı yılların başında dünya emperyalist bloğuna ikili antlaşmalarla, adeta ABD'nin sömürgesi olarak...

Aktaş Yetiştirme Yurdu-4 Temmuz 1966 günlüğü

Resim
4 Temmuz Pazartesi günü, Aktaş Yetiştirme Yurdu bütünleme kursları kapsamında girdiğim sınıfta 12 öğrenci beni bekliyordu. 32 kişilik sınıfta 12 öğrenci bütünlemeye kalmıştı. Derslere başlamadan, kendimi tanıtmanın yanı sıra, Türkçe ve Matematiğin önemini özenle vurguladım. Okuduğunuzu ve dinlediğinizi anlamak birinci derecede önceliklidir deyip, Matematik ve Fizik derslerinin formüller dersleri olmadığını birkaç örnekle anlatmayı seçtim. Çocuklar, şimdi size bir tanım yazdırıp, tanım üzerinde konuşarak, okuduğumuzu anlamanın ve matematiğin dilinin önemini kavratmaya çalışacağım.  Yazın bakalım. ''Birim hacimdeki kütleye Özkütle'' denir. Yazdınız mı çocuklar? Sorusuna olumlu yanıt aldıktan sonra, önümdeki listeye baktıktan sonra sınıfı gözden geçirip, ''İbrahim Kazan, nedir özkütle?'' Dedim. Ayağa kalkan İbrahim ''birim hacimdeki kütle özkütledir'' öğretmenim. Dedi. İyi de İbrahim, sen tanımı aynen tekrarladın. Şöyle düşünelim. Kütle...