Anılarımda Maraş Elbistan Köyleri
“Toprak, üzerinde sadece yürünmekle vatan olmaz; asırlar boyu tutulan nöbetlerle, ekilen buğdayla, dökülen terle ve doğan çocukların ilk çığlığıyla vatanlaşır.” Takvimler 1 Mart 1951'i gösterdiğinde, Virbitsa kasabasındaki, Bulgaristan resmî dairelerinin o soğuk, taş duvarlı odasında zaman âdeta donmuştu. Pencerelerden süzülen soluk kış ışığı, masanın üzerindeki evrakların üzerine kasvetli bir gölge gibi düşüyordu. Babam Ahmet Mustafa Durgud, mürekkebi henüz kurumamış kalemi elinde tutarken bir an duraksadı. Nasır tutmuş parmaklarının arasındaki o incecik kalem, sanılandan çok daha ağır bir yük taşıyordu. Masanın diğer tarafında oturan görevlinin sabırsız bakışları altında, kâğıda tek bir imza attı. O imza, sıradan bir pasaport başvurusu değildi. Bir ailenin asırlık toprağından koparılmasının, köklerinden sökülüp bilinmezliğin fırtınasına savrulmasının resmî mührüydü. Bulgaristan’ın o tanıdık göğü altında; babam Ahmet, anam Emine, ben Mehmet ve henüz çocuk yaştaki kardeşler...