Kayıtlar

ince hastalık etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

BABAM BOR ELMA BAHÇESİNDE MEVSİMLİK İŞÇİ

Resim
  12 Temmuz 1957 Cuma, Bor… Mersin Göçmen barakalarından, ince hastalık teşhisiyle yattığı hastaneden yeni çıkmış olan anama süt sağlayan, keçimizi otlatmaya götürmüştüm. Bir taraftan da bilim kurgu kitaplarından birini okuyordum. Bir an için gözüm otlamakta olan keçiye iliştiğinde hayretler içinde kaldım. Keçimiz göz ekranımdan yavaşça silinmekte ve giderek yok olmaktaydı. Yerimden fırlayıp yakalamaya çalıştıysam da yok olmuştu. Arkamda ‘’Anamı isteriiiim anamı’’ diye ağlamakta olan bir ses duyup, geri döndüğümde ailenin en küçüğü Şaban’ı gördüm. Neler oluyordu? Onu Elbistan Hasanköy ’de toprağa vermemiş miydik? Şaban’ı kucağıma almak için eğildiğimde, Şaban yerine eski bir fotoğraf karesiyle karşılaştım. Fotoğraf karesi içindeki Şaban’ın görüntüsü  uzaklaşıp yok olurken bana el sallıyordu.  Birkaç dakika içinde önce keçimiz, sonra da kardeşim Şaban’ın fotoğraf kareleri hafızamdan silinip kaybolmuştu. Karşılaştığım karabasanlar karşısında çaresiz kalmış ve herhangi bir a...

ANAMIN İNCE HASTALIĞI NÜKSEDİYOR

Resim
  14 Nisan 1955 Perşembe, Osmaniye… Anam bu sabah da kan tükürdü ve zor kalktı… Kahvaltıyı babamla birlikte hazırladık. Anamı kaldırdık, oldukça halsizdi, zorlukla kahvaltı yaptı. Anamın kuru öksürükleri Şubat ayının ilk haftasından beri aralıksız sürmekteydi. Üstüne üstlük sabahları  ateşi çıkmaya başlıyor, öğleden sonra yükseliyor ve gittikçe artıyordu.  İştahı azalmış, yemek yiyemez olmuş ve iyice zayıflamıştı. Nisan ayının son haftasında kan tükürdüğünü görmüştük. Bunun üzerine babam Osmaniye devlet Hastanesi’ne götürmüş, doktorlara geçmişte iki ay ince hastalık tedavi gördüğünü de anlatmıştı. Kahvaltıdan sonra kardeşimle ben okul hazırlıklarını yaparken babam, -Mehmet, Mustafa… Ben ananızı hastaneye götüreceğim. Okul dönüşü evde olmazsak merak etmeyin. Dedi. Okula giderken oldukça üzgündüm. Yine mi anasız kalacağız derken, birden zamanda geriye, 1951 yılı nisan ayının karlı ve oldukça soğuk  bir gününde buldum kendimi. Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç başl...

MARAŞ İL EMRİNE GÖNDERİLİYORUZ

Resim
29 Nisan 1951 Pazar, Edirne… ‘’ Anamı isteriiiim… Onsuz bir yere gitmeeem… Anamı isterim anamııı.’’   diye b irden acı bir çığlık kopmuştu.   Ortalığı birbirine katan acı çığlığı höyküren iki yaşındaki kardeşim Şaban’dı… 27 Nisan 1951 Cuma… Anavatan toprağındaki ilk sabahımız, sadece yeni bir güne uyanış değil; yüzyıllardır Balkanlar’da taşıdığımız geçmişin kabuk değiştirmesi, adımızın ve soyumuzun yeniden yazılmasıydı. Bugün, iki ülke arasında asılı kalan canlarımıza resmi birer mühür vuruluyordu. Kimlik bilgilerimiz yeniden düzenlenirken, o güne kadar bizi biz yapan ne varsa, kağıt üzerinde sessizce eriyip gidiyordu. Balkanlar’ın kadim töresinde muhacirler, aile reisinin babasının adını soyadı bilirdi; biz o sabaha kadar "Ahmet Mustafa Durgud" ailesiydik. Lakin Anavatanın kanunları başkaydı. Atalarımızın altı asırdır Tuna boylarında, Kırcaali dağlarında kanıyla, canıyla yaşattığı o soyağacı, yeni kimlik kartlarının soğuk satırlarında bir anda kesiliverdi. Yeni...