Kayıtlar

Mayıs, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Köy Enstitülerini kim kapattı?

Resim
30 Ekim 1967 Pazartesi, AYÖO... ABD emperyalizminin ve yerli sermayenin çıkarlarını korumakla görevli "Müesses Nizam"ın en sadık yürütücüsü olarak Menderesi'in mirası üzerine konan başbakan Süleyman Demirel, açıkça söylemese de, Cumhuriyet düşmanlarından biriydi. ''Fötr Şapka ve Müesses Nizam'' Demirel'in iki yüzünü temsil ediyordu. Bu nedenle, 44. yıldönümü dün kutlanan ''Cumhuriyet Bayramı'' sönük geçti. Akşam yemeğinden sonra kantinde bir araya gelen arkadaşlarla, dumanı tüten birer çay söyledikten sonra; Cumhuriyet, Ulusçuluk, 'Ne Mutlu Türküm diyene'' ve Köy Enstitüleri üzerine söyleşi yapmaya karar verdik. Atatürk’ün harcını kardığı ulusçuluk anlayışı, 1924 Anayasası’nda da vücut bulan, etnik kökene dayanmayan, insani, çağdaş ve barışçıl bir bütündü. Köy Enstitüleri de bu anlayışın toprağa düşen tohumuydu; köylüyü köle olmaktan çıkarıp, kendi kaderini tayin eden özgür birer "yurttaş" yapmayı hedefliyordu....

Fötr Şapka ve Müesses Nizam

Resim
  28 Ekim 1967 Cumartesi, AYÖO... 28 Ekim 1967 Cumartesi akşamı, Ankara Yüksek Öğretmen Okulu (AYÖO) kantininde, etüt sınıflarında ve yatakhanelerinde yankılanan o tartışmalar, sadece bir okul içi fikir kulübünün değerlendirmesi değil; Türkiye’nin yaklaşan fırtınalı yıllarının, '68 kuşağının ayak seslerinin ve devlet-siyaset-sokak üçgenindeki kırılmanın tam bir laboratuvar çıktısı olacaktı. Teksir makinesinin mürekkebi kokan AYÖO Fikir Kulübü Aylık Bülteni, Anadolu’nun dört bir yanından gelen öğretmen adayı yurtsever genç arkadaşlarımızın, ülkenin bağımsızlığı ve geleceği üzerine kafa yoran o dinamik damarın en somut kanıtı olmuştu. Yeni tartışma ve aydınlanma konusu, Süleyman Demirel’in İki Yüzü: Fötr Şapka ve Müesses Nizam olmuştu. Demokrat Parti'nin mirasını devraldığını, Adnan Menderes'in ''Demokrasi Şehidi'' olduğunu söyleyerek yola çıkan Süleyman Demirel’in, siyaset tarihimizdeki o meşhur "perdeleme" ve "algı yönetimi" maharetini...

Bir Çağın Eşiği: 1968’e Doğru

Resim
  23 Ekim 1967 Pazartesi, AYÖO... AYÖO Fikir Kulübü aylık bülten hazırlıklarına 15 ekim'de başlamıştık. Dün tamamlayarak, bugün dağıtabildik. Masraflar için yaptığımız 2,5 Liralık talep büyük çoğunluk tarafından yerine getirildi. Bültende, küresel devrimci Che Guevara destanı özet olarak yazılmıştı. Sosyal demokrat arkadaşların büyük ilgisini çekti. Che'nin 9 ekim 1967'de öldürülmesi, bütün dünyada yankı uyandırdığı gibi, Üniversitelerde sol görüşlü öğrencilerin çatı örgütü olan FKF, Ekim 1967'de fakültelerde forumlar düzenleyerek hem üniversite reformunu hem de Türkiye’nin dış bağımlılığını tartışmaya açtı. Türkiye’de 1967 yılı, üniversite gençliğinin akademik taleplerin ötesine geçerek politikleştiği ve özellikle ABD karşıtı (antiemperyalist) bir çizgiye oturduğu dönemdi. Türkiye işçi sınıfı tarihi açısından da sendikal bölünmelerin ve hak arayışlarının sertleştiği bir yıldı. Özellikle yabancı üsler ve stratejik iş yerlerindeki grevler gündemi belirlemişti. A...

Küresel Devrimci Che Guevara Destanı

Resim
  Zamanın sonsuz nehrinde, bazı ömürler vardır ki bir nehir gibi akar ve aktığı yatakları sarsarak koca bir deryaya dönüşür. İşte Ernesto Che Guevara’nın hikâyesi, beyaz önlüklü bir tıp öğrencisinin, insanlığın makûs talihini değiştirmek üzere yola çıkan küresel bir devrim bayrağına dönüşmesinin epik destanıdır. Küba’nın sarp dağlarında yankılanan ayak sesleri, uluslararası gerilla mücadelelerine uzanan soluğu ve tavizsiz anti-emperyalist duruşu, onu yeryüzünün dört bir yanında hem büyük bir hayranlığın hem de bitmek bilmez fırtınalı tartışmaların odağı haline getirdi. Kısa fakat fırtınalarla dolu ömrü, 1967 yılının o meşum ekim ayında Bolivya dağlarında noktalandığında, zalimler onun sustuğunu sandı. Oysa ölüm, onu Dünya Devrimci Hareketi’nin ölümsüz bir sembolü olarak tarihin burçlarına dikmişti. Alberto Korda’nın vizöründen süzülen o ünlü portresi, zamanı ve mekânı aşarak Che’yi 20. yüzyılın en tanınan, en sarsılmaz devrimci ikonuna dönüştürdü. Gelecek yılın, yani 1968’in o m...

ABD'nin Yeşil Kuşak Projesi öldürüyor

Resim
15 Ekim 1967 Pazar, AYÖO... Zamanın amansız çarkı dönedursun, ömür defterinin yaprakları arasına hasretin ve mücadelenin kokusu sineli tam kırk beş gün olmuştu. "Anı Defteri" sakin, kalem mürekkepsiz, daktilo tuşları sessizdi. Konya ovasının sarı sıcağından, toprağın ve haritanın dilinden döneli beri genç yolcu Akıncı, aklın ve bilimin dik yokuşlarını tırmanmaktaydı. Eylül ayının on biri ve on beşi, kaderin ve emeğin iki büyük sınavına sahne oldu. Bir yanda şimşeklerin, görünmez akımların sırrı Elektrik ve Manyetizma, diğer yanda maddelerin gizli simyası Denel Kimya... Eylülün yirmi beşinde Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nin kapıları ardına kadar açıldığında, tellallar başarıyı ve başarısızlığı aynı anda fısıldadı. Genç adam, Denel Kimya’nın çetin potalarından alnının akıyla geçmiş, lakin Elektrik ve Manyetizma’nın o gizemli akımlarına bu kez mağlup düşmüştü. Varsın olsundu; hakikat yolunda yürüyenlerin lügatinde pes etmek yoktu. Ekim ayının ikinci haftasına değin, ak...

1967'de Bir Eylül Masalı

Resim
  Vakitlerden bir Cuma, takvimlerden ise 1 Eylül 1967 idi. Güneş, Konya Ovası’nın uçsuz buçaksız sarılığını kucaklarken, DSİ’nin tozlu haritaları üzerinde bir devir, Akıncı için, sessizce kapanıyordu.  Ağustos’un sıcağında nakış gibi işlenen haritalar bitmiş, bozkırın bağrında yeni bir yirmi günün ayak sesleri duyulmaya başlamıştı. Lakin genç yolcu Akıncı'nın gönlünde başka bir sevda, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nin sınav salonlarında atacak bir başka heyecan vardı. DSİ'deki ekibin başında, adı gibi "Hayır" ve bereket timsali bir şef vardı: Hayri Bey. Genç Akıncı’nın gitme vaktini öğrendiğinde, bir şefin otoritesiyle değil, bir ağabeyin şefkatiyle gülümsedi. Gözlerinde, öğrenmeye doymayan o gencin bitmek bilmeyen sorularının yansıması vardı. "Gelecek yıl yine gel Akıncı," dedi Hayri Bey, sesi bozkırın rüzgârı gibi vakurdu. "Senin o doyumsuz merakını, öğreninceye dek pes etmeyen inadını sevdik. Kapımız sana her daim açıktır." Akıncı, kendis...

Gönüller Sultanı MEVLANA ve KONYA

Resim
  Güneşin doğudan yükselip hakikat ışığını yeryüzüne serptiği kadim zamanlarda, Belh (Afganistan) şehrinde bir inci tanesi dünyaya düştü. Adına Muhammed Celaleddîn dediler. Ama kader, onun alnına "Efendimiz" anlamına gelen Mevlânâ ve Anadolu’nun nefesini taşıyan Rûmî mührünü çoktan vurmuştu. Göklerden gelen bir işaretle, babasının elini tutup yollara düştü Celaleddîn. Dağlar aşıldı, çöller ve şehirler geçildi. Ve nihayet Selçuklu’nun kalbi, bozkırın ortasında bir vaha gibi parlayan Konya’ya varıldı. Konya o vakitler sadece bir başkent değil, gökyüzündeki yıldızların yeryüzündeki yansıması gibi parlayan bir ilim ve irfan yuvasıydı. Mevlânâ bu şehre kök saldı; ömrü burada çiçeklendi, aşkı burada meyve verdi. Bir gün, asırlardır beklenen o kutlu buluşma gerçekleşti. Gönüllerin aynası Şems-i Tebrîzi, bir rüzgâr gibi girdi Mevlânâ’nın hayatına. O ana kadar bir kitap denizi olan Celaleddîn, Şems’in bakışlarında o denizleri ateşe veren ilahi bir aşkı gördü. Artık o, sadece kürsü...

Konya DSİ'de Haritalama başlıyor

Resim
  6 Ağustos 1967 Pazar, Konya... Ağustos’un o sapsarı sıcağında, zamanın sanki bozkırın üzerinde titreyen bir serap gibi ağır aktığı bir pazar günüydü. Takvimler 1967’nin 6 Ağustos’unu gösterirken, Temmuz’un tozlu yollarında, güneşin alnında geçen o uzun mesailer, zihnimizde birer tatlı yorgunluk nişanesi olarak kalmıştı. Temmuz rüzgâr gibi geçmiş, yerini meyvelerin olgunlaştığı, emeğin ise ete kemiğe büründüğü Ağustos’a bırakmıştı. Ağustosun birinci günü, DSİ’nin koridorlarında sadece evrak sesleri değil, aynı zamanda alnının terini toprağa dökenlerin haklı gururu yankılanıyordu. Muhasebenin kapısından çıktığımda, avucumun içindeki 200 Lira sadece bir kâğıt parçası değil; yirmi beş günlük uykusuzluğun, ölçüm çubuklarının ve kavurucu güneşin bedeliydi. Ruhumun kandilleri yanmış, keyfim bir bayram sabahı gibi yerine gelmişti. Bilimin ve doğanın kucağında, memleketin suyuna yön veren bu dev yapının bir parçası olmak, başlı başına bir saadetti. Çalışma odasının kapısını araladığ...

Konya DSİ'de ilk 15 günün izlenimleri

Resim
  16Temmuz 1967 Pazar, Konya... Konya'da, Mustafa'nın kiralık evindeyim. Mustafa henüz gelmedi. Açık pencereden Bedia Akartürk'ün sesi geliyor. Saate baktım 21:00'i gösteriyordu. Yine, aynı saatte '' yumurtanın kulpu yok, gözlerimde uyku yok; sür gemiyi gemici, krallardan korkum yok '' türküsünü söylüyordu. Bir süre dinledikten sonra, bana biraz kırgın gibi bakan anı defterime gözüm ilişti. DSİ'de işe başlayayalı iki hafta olmuştu, 30 Haziran'dan bu yana anı defterimi açamamıştım. Uyum sağlamak ve hata yapmamak için, kırgınlıkla beni gözleyen anı defterima zaman ayıramamıştım. Bedia Akartürk'ün türküsüne kulaklarımı kapayarak, defterimi açtım. Geçmiş iki haftalık izlenimlerimi yazmaya başladım. Kardeşim Mustafa'nın Maarif Kolejinde Türkçe Öğretmeni olmuş olan Hatice Hanım, öğrencilere anne şefkati ile yaklaşmasıyla biliniyordu. Konya'daki önemli kişiler katında hatırı vardı. 30 Haziran Cuma günü sabahleyin yaptığımız görüşmeden s...

Bir Antik İç deniz üzerindeki KONYA

Resim
  30 Haziran 1967 Cuma, Ankara... Daha önceki anılarımda olduğu gibi, nerede konaklasam ve hangi yerleşik ve tarihi mekanları ziyaret etsem; yerin tarihi, coğrafi ve sosyal yapısını tanımak isterim. Konya için de öyle oldu. Kardeşim Mustafa'yı ziyaretimde, tanışma fırsatı bulduğum Kolejdeki Türkçe Öğretmeni Hatice Hanımın önerisi ile Devlet Su İşleri Konya Bölge Müdürlüğü'nde çalışma kararım üzerine Ankara'ya döndüğümde, Milli Kütüphane'de araştırma yaptım. Şehrin, üzerine yerleştiği Konya Ovası ve insanlığın ilk yerleşim yerlerinden biri olan çatalhöyük hakkında oldukça ilginç bilgiler buldum. Gördüm ki, Konya’nın tarihi, coğrafyası ve sosyal yapısı birbirine sıkı sıkıya bağlı olup, bozkırın ortasında devasa bir kilim gibi dokunmuş bir bütündür. Bu kadim şehri üç ana başlıkta, masalsı bir derinlikle inceleyebiliriz. Milyonlarca yıl önce, dünya henüz gençken ve iklimler bugünkünden çok farklıyken, Konya Ovası aslında devasa bir iç denizdi . Buzul Çağı döneminde, j...

Mevlana'nın Şehri Konya ile tanışma

Resim
  26 haziran 1967 Pazartesi, Konya... Fen Fakültesi sınavları 20 Haziran'da bitti. Denel Kimya ile Hayri Dener'in Elektrik ve Manyetizma dersinden geçer not alamadım. Sağlık olsun diyerek önce, 22 haziran'da, babamın görevli olduğu Tarsus Turan Emeksiz Ağaçlama Sahası'ndandaki ailemin yanına gittim. Üç gün kaldıktan sonra, dönerken Konya'ya, kardeşim Mustafa'nın yanına, uğradım. Mustafa, 1965-66 Eğitim ve Öğrenim yılı sonunda Koleji bitirmiş ama Üniversite Giriş Sınavları'nda başarısız olmuştu. O da benim gibi, ailemizin yanında mevsimlik işçi olarak çalışmak yerine, Türkçe Öğretmeni Hatice Hanımın yardımlarıyla zengin ailelerin bütünlemeye kalmış çocuklarına ders vermenin yanı sıra kışın da takviye dersleri vermeye başlamıştı. Temmuz 1966'da ailemizin yanında bir süre kaldıktan sonra döndüğü Konya'nın, Havzan Mahallesi Babil Sokak'ta ev kiralamıştı. Konya Maarif Koleji Şeyh Sadreddin Mahallesi olarak da bilinen Ferit Paşa Mahallesi'nde T...

İşçi ve Öğrenci Hareketleri Mayalanıyor

Resim
  7 Mayıs 1967 Pazar, AYÖO... Fen Fakültesi ara sınavları, aylık Fikir Kulübü Dergisi hazırlıkları ve hiç olmazsa haftada bir düzenlediğimiz sohbet toplantıları nedeniyle, 26 Şubat'tan bu yana anı defterimle buluşma fırsatım olmadı. Akşam yemeğinden sonra odamıza çekilerek anı defterimle buluşuyorum. Ülkücü kanattan katılanın olmadığı gibi, olumsuz gözler ve tavırlarla çevremizde bir süre dolaştıkları dün akşamki sohbet toplantımızda, 1961 Anayasa'sının getirdiği özgürlükler, Demokrat Parti'nin mirasını devralan Süleyman Demirel'in anayasayı etkisizleştirme çabalarına karşı, ülkemizdeki işçi ve öğrenci olaylarını gözden geçirdik. İçinde bulunduğumuz 1967 yılı, Türkiye’de toplumsal hareketliliğin ivme kazandığı, hem işçi sınıfının hem de öğrenci gençliğin sesini daha gür çıkardığı kritik bir dönemeç olarak karşımıza çıktı yapılan değerlendirmelerimizde. Bu yıl, özellikle 1961 Anayasası’nın getirdiği asgari özgürlük ortamında ideolojik saflaşmaların netleştiği ve eyl...