MİSLİ'DE GÖÇÜN DÖNÜŞÜMÜ
Misli Ovası’nın kumları üzerinde çadırlar yükseliyordu. Göçmen aileler, belirsizliğin gölgesinde, devletin vereceği kararı bekliyordu.
Rüzgâr, çadırların bezini titretiyor; çocukların gözlerinde hem yorgunluk hem umut parlıyordu.
Bir gün haber geldi: Toprak İskan Müdürlüğü, her aile bireyine yirmi beş dönüm hazine arazisi verileceğini açıkladı. Beş yıl boyunca ekip biçerlerse, bu topraklar onların olacaktı.
Akıncı ailesi dört kişiydi; yüz dönümlük bir tarla düşmüştü paylarına. Çadırın içindeki sessizlik, birden umutla doldu. Çocuklar, Çukurova’da mevsimlik işçilik yaparken öğrendikleri sabrı ve emeği hatırladılar.
Kumlu toprağın direncine rağmen, ellerinde bir özgüven vardı. Çukurova’nın terli günleri, Misli’nin kumunda yeniden filizlenecekti.
Ve o akşam, uzun süredir gülmeyen baba çadırda gülümsedi. O gülüş, aile için bir dönüm noktasıydı. Çadırın içinde doğan tebessüm, yerleşikliğin ilk ışığı oldu.
Göçmenlikten köylülüğe, belirsizlikten yerleşikliğe geçişin sembolüydü bu. Yıllar sonra, bu hikâye sadece bir ailenin değil, bir topluluğun hafızasında “Göç Dönüşüm Destanı” olarak anılacaktı.
Kum, su ve gülüş; mekânın zorluğunu, emeğin sürekliliğini ve umudun doğuşunu bir araya getiren üç motif olarak hafızada kaldı.

Kilise, destanda bir “arka fon” değil; göçün ve yerleşikliğin sembolik karşılaşma noktasıdır.
YanıtlaSilYapının anıtlaşmış taş mimarisi, göçmenlerin çadırlarıyla kurduğu geçici yaşamla yan yana geldiğinde, kalıcılık ve geçicilik arasındaki sembolik karşıtlığı ortaya çıkarıyor.
YanıtlaSilAziz Vlasios Kilisesi, Rum Ortodoks cemaatinin Misli ve çevresindeki varlığının izlerini taşıyor.
YanıtlaSil