Kayıtlar

ESKİ BİR RUM KÖYÜ MİSLİ NİĞDE

Resim
  Misli Köyü, kumların ve mağaraların sessizliğinde saklı bir hatıradır. Yeşilova’dan başlayan yolculuk, tren raylarının metalik şarkısıyla Hüyük’e varır; oradan öküz arabalarının ağır adımlarıyla köyün kapısına ulaşılır. Fakat kapı, bir ovaya değil, susuzluğun ve gölgesizliğin hüküm sürdüğü bir boşluğa açılır. Ağaçsız, akarsusuz bu topraklarda tek yükselen yapı, Rumlardan kalma kilisedir: taşların sessizliğiyle zamana direnen bir anıt. Çiftçilik sorusu, güneşin kavurucu ışığında zihni kemiren bir bilmeceye dönüşür. Babalar mağara girişlerini ev belleyip tente kurar, analar tandır ateşini yakmak için tezek arar. Hatice Teyze’nin gülümsemesi köyün susuzluğunu unutturur; Osman’ın çocukça çekiştirmeleri mağaraların derinliğini oyun alanına çevirir. Mislinin insanları, 1924 mübadelesinin göçmenleri, Selanik’ten gelen Türklerdir. Bir kısmı geri dönmüş, kalanlar ise yeraltında yaşamaya alışmıştır. Gece çökerken yataklar harman yerine serilir. Rüyalar, pamuk tarlalarının beyazlığıyla, dağ...

KAPADOKYA GİRİŞ KAPISI NİĞDE

Resim
  23 Ağustos 1952 Cumartesi, Misli (Konaklı)… Öyle ya da böyle, konaklamak zorunda kaldığım yeri ve yöreyi tanıyarak bütünleşmek istemişimdir aklım erdiğinden beri. Bir zamanlar, yerüstünden çok yeraltında yaşandığı Niğde ve merkez köylerini tanımak için her türlü yola başvurdum. Bazı bilgileri, yıllar sonra, Kapadokya bölgesini birkaç kez gezerek edindim. Kudüs merkezli olarak ortaya çıkan Hristiyanlığın yayılmasında Anadolu toprakları ve özellikle Kapadokya önemli bir yere sahipti. Gördüm ve anladım ki Kapadokya yöresini içine alan yerleşim yerlerinin, neredeyse yüzde yüzü, paganist Roma İmparatorluğu’nun zulmünden kaçan Hristiyanların yaşam alanları olmuştu. Hristiyanlar, özgürce ibadet etmek ve kendilerini herhangi bir saldırıdan korumak için hayatlarını Kapadokya bölgesinde, yeraltı şehirlerinde sürdürmüşlerdi. Derinkuyu Yeraltı Şehri’nde, 2. yüzyılda Roma zulmünden kaçıp Mezopotamya üzerinden Kayseri’ye, oradan da Kapadokya’ya gelen ilk Hristiyanların yaşadı...

ANILAR ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Resim
  Nisan 1951’de, Bulgaristan Karagözler Köyünden gönüllü ve serbest göçmen olarak başlayan göç yolculuğumuzda; Edirne Göçmen Misafirhanesinde yapılan dağıtımda şansımıza Elbistan köylerinden biri düştü. Gerek ekonomik gerekse sosyolojik olarak uyum sağlayamayınca mevsimlik işçi olarak Çukurova yöresine gitmek zorunda kaldık. Ceyhan pamuk tarlalarında 3 ay, Osmaniye yerfıstığı tarlaları ve hangarlarında 2 ay çalıştıktan sonra Haruniye Yeşilova’da kışladık. Yaşar Kemal’in Çukurova’sında mevsimlik işçi olarak çalışırken, 17.10.1951 tarih ve 3-13828 sayılı Bakanlar kurulu kararıyla Türk vatandaşlığına kabul edildiğimizi öğrendik Yeşilova Köyünde yaza girerken.  Ne var ki bu karardan yaklaşık 8 ay sonra haberimiz oldu.  Bu kez, günümüzde adı Konaklı beldesi olan, Niğde Misli Köyü’ne yerleşmemiz istenmişti. İlk çiftçilik denememizin hüsranla sonuçlandığı, ilkokul birinci sınıfa başladığımız Misli'de de tutunamayacaktık. Sırasıyla Osmaniye'de ilkokul ikinci sınıf, Mersin'...

DÜZİÇİ YEŞİLOVA'DAN AYRILMA ZAMANI

Resim
  29 Haziran 1952 Cuma, Düziçi Yeşilova… Tırmandıkça tırmanıyorduk…Tırmanıyorduk da hangi dağın eteklerindeydik acaba? Demiştim kendi kendime… Hangisi olduğunun da pek önemi yoktu zaten. Birlikte keşfetmeye karar vermiştik kardeşimle. Bulgaristan’daki köyümüz Karagözler ’in güneyinde kalan Sakar Balkan ile Osmaniye Düziçi Yeşilova Köyünün doğusunda bulunan Amanos dağları eteklerini karıştırmış olmalıydım. Öyleydi çünkü benzerlikleri çoktu. Kardeşim Mustafa ile her ikisinin de eteklerindeydik. Tırmandıkça görüş alanımız büyümüştü. Mustafa önümüzdeki yemyeşil ovaya baktıktan sonra, -Köye neden Yeşilova dendiğini şimdi daha iyi anladım. -Yeşilova nereden çıktı? Sakar Balkan eteklerinden Karagözlere bakıyoruz. Mustafa bir kahkaha atarak, -Gözlerini ter basmış, etrafını göremiyorsun. Öyleydi gerçekten… Alnımdan sızan terler kaşlarımı aşmış, gözlerimi örtmüş ve etrafı göremez olmuştum. Gözlerimi silip, yan döndüğümde, Mustafa yerine, ahırdan bozma evimizde fısıldayarak konuşan anamla bab...

DÜZİÇİ YEŞİLOVA'YA BAHAR GELDİ

Resim
  4 Mayıs 1952 Pazar, Yeşilova… Çukurova’nın ılıman rüzgârı, 1952 baharında Yeşilova’ya dokunurken, sarı çiçeklerle bezeli ovalar bir masal sahnesine dönüşüyordu. Büyükbaş hayvan sürüleri ağır adımlarla otlaklarda ilerliyor, gökyüzünde süzülen leylekler aynı akarsulardan su içiyordu. Bahar, yalnızca doğaya değil, köyün insanlarına da yeni bir umut taşıyordu. Yeşilova’da günler, haftalar, aylar geçti ve 1952 yılının bahar aylarına girildi.  Ilıman bir iklime sahip olan Çukurova’nın bir parçası olan Yeşilova’da da ekim-dikim zamanıydı. 8 yaşına girmiştim... Eli ayağı tutanlarla beraber ben de köydeki tarlaların ekim-dikime hazırlık çalışmalarına katılıp çapa yaptım, fidelerin dikiminde çalıştım. Sekiz yaşında bir çocuk, çapanın ritmini öğreniyor, fidelerin dikiminde elleri toprağa karışıyordu. Çocuk emeği, köy yaşamının doğal bir parçasıydı; baharın bereketi, küçük ellerin dokunuşuyla daha da anlam kazanıyordu. Günler günleri kovalıyordu. Yakında yaz aylarına girecekti. Yeşi...

YEŞİLOVA'DA OLAĞANÜSTÜ BİR OLAY

Resim
24 Mart 1952 Cumartesi, Düziçi Yeşilova… Düdük sesleriyle uyanmıştık derin uykumuzdan. Tanyeri ağarmamıştı daha… Ne oluyor demeye kalmadan, ellerindeki bir gaz feneri ile, Köy Muhtarı ile birlikte köy bekçisi ve öfkeli birkaç kişi daha dayanmıştı kapımıza. Babamı ve Kerim dayımı sormuşlardı… Sahi babam yoktu evde… Anam gelenlere ‘’Ahmet yok evde, Kerim’den de haberim yok.’’ Dedikten sonra, korkulu gözlerle gelenlere bakan bana ve kardeşime ‘’Gidin yatın, korkacak bir şey yok.’’ Demişti. Bu arada Ömer dayı da gelmiş, Köy Muhtarı ve beraberindekilerle konuşup, göndermişti onları. Olağanüstü sayılabilecek gece yarısı olayının nedeni öğleden sonra anlaşılmıştı. Kerim dayım, daha sonraki yıllarda, kendisine 50 yıl hayat arkadaşlığı yapacak olan Ayşe yengeyi istemiş ancak Karagöz ailesi vermemişti. Kerim dayım babamdan yardım istemişti. İstemişti çünkü Halil dedemi pamuk tarlalarında kaybedince dayılarım babamı babaları olarak bilmişlerdi. Babam da kayınbiraderlerini severdi. Karagöz a...

DÜZİÇİ YEŞİLOVA'DA SOSYAL YAŞAM

Resim
  5 Şubat Pazartesi 1952, Yeşilova… İki ay önce geldiğimiz Yeşilova Köycü’nün idari yapısı muhtarlık olup üç ayrı sosyal gruptan, bir başka deyişle, mahalleden oluşmaktaydı. Yeşilova muhtarlığının Merkez Mahallesi 1937 yılında Balkan Muhacirleri tarafından kurulmuştu. Bunlardan merkez mahalle konumundaki Yeşilova biriminde yaşayanlar çoğunlukla Balkan Türkü kökenli muhacirlerdi. Köyde kışı geçirmemizi sağlayan uzaktan akrabamız Ömer Dayı bunlardan biri olmalıydı. Muhtarlığın Üçdut Mahallesinde Yerli Halk, diğer mahallerde ise hayvan yetiştiriciliği ile uğraşan Yörük’ler ve Türkmenler yaşamaktaydı. Her mahallenin kendine has yemekleri vardı. Tarhana, içli köfte, yüzük çorbası, sıkma, börek, yufka ekmek, muhacir somunu meşhurdu. Ayrıca muhacir pidesi, tavuk dolması, kaburga dolması, yaprak sarması, fırında kaymaklı dolma ve karakuş tatlısını da unutmamak gerekiyordu. Anam, içinde soyulmuş domatesle tatlı biber bulunan tepsi böreği yapardı. Patlıcanları ince dilimler ...

YEŞİLOVA'DA BULGARİSTAN MUHACİRLERİ

Resim
30 Aralık 1951 Pazar, Yeşilova  Haruniye… Üç hafta önce, kış aylarını geçirmek için geldiğimiz Düziçi Yeşilova Muhtarlığının Merkez Mahallesi 1937 yılında Balkan Muhacirleri tarafından kurulmuştu.  Yeşilova’ya yerleşmiş ailelerden biri de oldukça uzaktan akraba olduğumuzu öğrendiğimiz Ömer (Arıcı) dayı idi. Babam öyle söylemişti. Birinci Dünya Savaşı’nı da kapsayan 1912-1922 yılları arasındaki 10 yıllık savaş döneminde Anadolu nitelikli ve üretici insan kaybı yaşamıştı. Eksik ve sağlık sorunları olan bir Türkiye devralan genç Türkiye Cumhuriyetinin insan gücüne ihtiyacı vardı. Balkanlardaki asimilasyon politikalarıyla bu ihtiyaç birleşince, 1923-1938 yılları arasındaki dönemde sadece Bulgaristan’dan Türkiye’ye 200 000 civarında göçmen gelmişti.  1923-1933 yılları arasında serbest göçmen statüsünde gelenler istedikleri yerlere yerleşmişlerdi. Devlet yardımı istememişlerdi. 1933-1937 yılları arasında gelenler ise iskanlı göçmenler olup, devletin uygun görd...

DÜZİÇİ YEŞİLOVA KÖYÜ

Resim
  15 Aralık 1951 Cumartesi, Yeşilova Düziçi… Pamuk hasadının yanı sıra yer fıstığı hasadının da sona ermesiyle birlikte, işsiz ve yurtsuz kalmıştık. Babamın yaptığı bir araştırma sonrasında, 1937 yılında gelen Balkan Muhacirleri arasında, doğduğum köy Karagözler’ den de gelenler olmuş Düziçi bölgesine. Bunlardan biri de rahmetli Durgud Dedemle kan bağı olan Ömer Dayı idi. Bizleri Yeşilova’da ağırlayabileceklerini söylemesi üzerine kısa sürede toparlanmış, Ömer dayının traktörüne bağlı bir römorkörle Yeşilova’ya taşınmıştık.  Köyde hatırı sayılır bir konumda olan Ömer dayının bizleri uzaktan akraba olarak tanıtmasıyla, diğer köylüler de bizlere kucak açmışlardı. Başta Ömer Dayı olmak üzere, diğer köylüler tarafından da hayvan ahırlarından bazıları boşaltılarak bizlere tahsis edilmişti. Oldukça becerikli olan, başta babam olmak üzere, aile reislerinin kısa zamanda düzenledikleri hayvan ahırlarından bozma evlerimiz bizlere saray gibi geldi. Geldi çünkü, aylardı...

ÇUKUROVA'DA İŞSİZ VE YURTSUZ KALDIK

Resim
  7 Aralık 1951 Cuma, Osmaniye… Osmaniye’de fıstık hasadı dönemi de sona ermişti… İşsiz kaldığımız gibi konaklayacak yerimiz de yoktu. Yedi yaşında bir çocuk olarak, ”Ne yapacağız, nerede kalacağız ve nasıl geçineceğiz?” Sorularına yanıt bulamayınca babama sormaya karar verdim. Her zaman bir çare bulurdu. Ne var ki, bütün gün ortalıkta görünmediği gibi akşam karanlığı çöktüğü halde babam ortalıkta yoktu. Pek alışık olmadığımız bir durumdu bu… Konaklama yerindeki çadırımızın önünde akşam yemeği için bir şeyler hazırlamaya çalışan anama, -Bütün gün ortalıkta görünmedi, Babam nerede ana? -Babanız kışı geçireceğimiz bir yer bulmaya gitti oğul. Bugün gelemeyebilir. Mustafa’yı da bul da Allah ne verdiyse yiyelim akşam yemeğini. -Babam nereden, nasıl bir yer bulacak ana? -Toprakkale ve Haruniye köylerinden bazılarında Bulgaristan göçmenleri varmış. Babanız tarla sahibinden ve elçilerden duymuş. Belki Karagözler köyünden gelmiş olanlar da olabilir. Diyerek gitti babanız. Dedikte...

YERFISTIĞI AMBARI OSMANİYE

Resim
  20 Ekim 1951 Cumartesi, Osmaniye… Yaklaşık üç haftadır Adana’nın kazası Osmaniye’deyiz… Osmaniye’deyiz dediğime bakmayın. Şehrin dışında, Düziçi tarafında içi yerfıstığı dolu yüzlerce çuval bulunan bir hangarın yanına yerleştirildik Elçi, affola, Çavuş tarafından. Türkiye’de yer fıstığı üretiminin yaklaşık yüzde 80’i Osmaniye’de, geri kalan % 20’si de Toprakkale, Kadirli ve Düziçi tarım alanlarında üretiliyordu. Eylül ayının ikinci haftasında, topraktan hasadı başlatılan yer fıstığının kökleriyle birlikte çıkarılması, kazık köklü bu bitkinin meyveleri olan ham yerfıstığının dallarından alınması ve çuvallara doldurularak hangarlarda toplanması bir buçuk iki ay gibi bir zaman sürecinde gerçekleşiyordu. Bizler bu sürenin sonunda, temizlenmiş ve kurutulmuş yer fıstıklarını kabuklarından ayırmak için görevlendirilmiştik. Kabuklarından ayrılan yer fıstıklarının ağırlıklarına göre ücret ödenirdi. Kabuklu yer fıstıklarını ayırmak için sabahın erken saatlerinde işe başlardık. ...