Kayıtlar

Haziran, 2022 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

MİSLİ'DE DÜVEN İLE HARMAN

Resim
Harman yerinde taşlar temizlenmiş, Güneş kavurmuş sapları, Çakmak taşlı düven dönmüş durmadan, Çocukların kahkahası ağırlık olmuş emeğe. Rüzgâr esmiş, saman uçmuş, Daneler yere düşmüş birer yıldız gibi. Ve baba, rüzgârın dilini çözmüş, Emekle alın teri birleşmiş sofraya. Haziran 1953 Cuma, Misli (Konaklı)… Hasat zamanı gelmiş tahıllar imece usulüyle, ırgat tutarak ya da aile bireyleri tarafından yolunur ya da biçilirdi. Biz ırgat tutamadığımız gibi, herkes kendi tarlasında olduğundan, imece’ den de yararlanamadık. Akıncı Ailesi olarak biçmiştik buğdayımızı. Sıra harmana ve danelerin ayrılmasına gelmişti. Harman, tahılların yolunmasından ve biçilmesinden sonra, destelerin üzerinden düven geçirilerek, taneleri başaktan ayırma ve saplarının da hayvanların kolay yiyebileceği saman haline getirme işlemiydi. Bu işlemin yapıldığı düz ,dairesel alana da harman yeri denirdi. Evimizi çeviren avlunun dışında, mağaranın üstündeki düz ve kayalık alan harman yeri iç...

BUĞDAY HASADI BAŞLADI

Resim
  Buğday Hasadına Hazırlık Destanı Güneş, ufukta kızıl bir sancak gibi yükselirken, tarlalar altın bir deniz misali dalgalanıyordu. Her başak, köylünün alın terini taşıyan birer kılıç; her sap, sabrın ve emeğin sancağıydı. Babam tırpanını örs üzerinde döverek keskinleştirirken, anam orakları bileği taşına sürüyordu. Çelikten çıkan kıvılcım, emeğin ateşiyle birleşiyor; hazırlık, bir ritüel gibi sürüyordu. Tırpanın iki yöntemi vardı: biri ekini biçip önünde biriktirmek, diğeri süpürgeyle kıvraklıkla biçmek. Babam, ufak tefek ama atom karınca gibi güçlü, süpürgeli biçmeyi seçmişti. Kardeşim Mustafa, yedi yaşında olmasına rağmen, desteleme görevini üstlenmişti. Anamın mercimek yemeği ve karabuğday ekmeği, öğle paydosunda soframıza bereket katıyordu. Testiden taşan soğuk su, terlemiş bedenlerimize hayat veriyordu. Gün batımına dek biçilen ve destelenen buğday sapları, ağaç çatallarla taşınıp korunaklı yığınlara dönüştü. Her yığın, emeğin bir anıtı, sabrın bir destanıydı. Ve böylece hasa...

BUĞDAY HASADINA HAZIRLIK

Resim
  Buğdayın Destanı Gökyüzü kuraklığın sessizliğini taşırken, tarlaların üzerinde altın bir hüzün dalgalanıyordu. Babamın adımları, toprağın derin hafızasında yankılanıyor; her adım, emeğin ve sabrın ağırlığını taşıyordu. Saplar kısa, başaklar seyrek, fakat yine de umutla ışıldıyordu. Bir avuç buğday tanesi, babamın avucunda kaderin terazisine çıkmış gibiydi. Nem oranı, görünmez bir sır gibi danelerin içinde saklıydı. “Bak oğlum,” dedi, “buğday tam olgunluk çağında, daneler ezilmiyorsa hasat vakti gelmiştir.” O an, tarlanın sessizliği bir kararın yankısıyla doldu: zaman, emeğin meyvesini toplama zamanıydı. Başaklar altın rengiyle güneşi çağırıyor, elle ovalandığında daneler kavuzlarından özgürlüğe kavuşuyordu. Bu özgürlük, köylünün alın teriyle birleşerek ekmeğe dönüşecek, sofralara bereket getirecekti. Fakat hasat, sabırsız ellerin değil, sabırlı gözlerin işiydi. Rutubetli sabahlar ve akşamlar beklenmeyecek, en uygun an seçilecekti. Türkiye’nin dört bir yanında, mayıs ile ağustos a...

ÇİMLENEN BUĞDAYLARIMIZ

Resim
  4 Nisan 1953 Cumartesi, Misli (Konaklı)… Mart ayının ortasından itibaren Babam, hemen hemen her gün buğday ektiğimiz tarlaları görmeye gitti. Neredeyse tarlada yatıp, kalkacaktı havalar elverişli olsa. Bugün de, çimlenmiş olan buğday filizlerini görmek için gitmişti. Döndüğünde yüzü gülüyordu. Çimlenme beklendiği gibi, olması gerektiği gibi olmuştu. Önemli olan bundan sonraki hava koşulları ve yağacak yağmurun miktarına bağlıydı. Sadece buğday filizleri için değil Akıncı Ailesi için de önemliydi hava koşulları ve yağacak yağmur miktarı. Yeterli yağmur yağmaz ise ekonomik yönden çıkmaza girecektik. Geriye dönüp baktığımızda, Misli’ de zorlu bir kış geçirmiştik. Bazı bölgelerde bir bir buçuk metreyi bulan karlar Hüyük ve Niğde ulaşımını aksatmıştı. Gaz tuz gibi zorunlu ihtiyaçları bulmakta zorlanmıştık. Mart kapıdan baktırır, çapa kürek sapı yaktırır. Deyimi burada da geçerli olmuştu. Bereket Mart ayının 15’inden sonra erimeye başladı. Eriyeli de 15-20 gün oldu. ...

MİSLİ OVASINDA TAHIL EKİM ZAMANI

Resim
  23 Kasım 1952 Cuma, Niğde Misli… Samimi bir dindar olan babam, ki dinimizi kurtarmak için geldik Türkiye’ye derdi her fırsatta, Cuma gününün en hayırlı günlerden biri olduğuna inanırdı. Dün akşam yemeğinden sonra hepimiz karşısına alarak, -Yarın, günlerin en hayırlısı Cuma. Sabahın erken saatlerinde  ilk buğday tohumlarını tarlamızda buluşturmamız gerekiyor. Dedi. Hep birlikte dua ettik hayırlı bir hasat sonucu alalım diye.  Babam, mülkiyeti hazineye ait olan 100 dönümlük tarlamızdan, kendince buğday ekimine en uygun olan 50 dönüm tarlayı seçmiş ve ekim için hazırlamıştı. Dönüm başına ortalama 16 kg buğday kullanılacağından, ekim için 800 kg buğday almıştı iki gün önce.  Buğdayın alındığı günün akşamı anamla yaptıkları alçak sesli konuşmalarından, araba ve öküzlerden sonra tohumluk buğdaya da yaptığı ödemelerin akçe durumumuzu sarstığını anlattıktan sonra, -Tarladan yeterli verimi alamazsak tekrar Çukurova’ya dönmek zorunda kalabiliriz. Demişti. Gün...

MİSLİ KÖYÜNDE SOSYAL YAŞAM

Resim
  İç Anadolu kapadokya bölgesinde, rüzgârın buğday başaklarına ninni söylediği bir yerde, Niğde’ye bağlı Misli Köyü adında antik bir köy varmış. Bu köy öyle sıradan bir yer değilmiş; sabah ezanıyla uyanan, akşam yıldızlarla uykuya dalan bir masal diyarıymış adeta. Güneş, dağların ardından altın bir tepsi gibi yükselir; ışıkları kerpiç duvarlara vurunca evler sanki gülümsermiş. Köyün dar sokaklarında sabahın serinliği dolaşır, tandırdan çıkan ekmek kokusu havaya karışırmış. Herkes birbirini adıyla çağırır, selamlar yürekten verilirmiş. Çünkü Misli’de selam, sadece bir söz değil; gönülden gönüle açılan bir kapıymış. Köyün kalbi cami avlusunda atarmış. İhtiyarlar gölgede oturur, gençler kahve önünde hayatın yükünü çay buharına üfler, çocuklar ise sokakları şen kahkahalarıyla doldururmuş. Beş taşın şıkırtısı, aşık kemiğinin toprakta dönüp duruşu, uzun eşek oyununda yükselen neşeli çığlıklar… Bunlar Misli’nin masal müziğiymiş. Tarlalar da bu masalın birer kahramanıymış. Toprak, sabırlı ...

TARLALAR EKİM DİKİME HAZIRLANIYOR

Resim
  25 Ağustos 1952 Pazartesi, Misli… Tarım için birinci dereceden önemli olan Ekmek Teknemizi yaklaşık 10 gün önce edinmiştik.  Dün de tarlaları sürmek için gerekli tarım araçlarından saban sağlandı. Buğday tarlasından doyurucu verim alabilmek için, ekimden önce toprağın işlenmesi en önemli aşamaydı.  Toprağı ekim dikime hazırlamak, yani sürmekten amaç, toprağın altını üstüne getirerek havalanmasını sağlamaktı. Tarlayı ya da toprağı sürmek için kullanılan saban M.Ö. 5. ve 6. yüzyıllara tarihlenmekteydi. Sabanın en eski çeşitlerine Mezopotamya’da rastlanmıştı. İlk sabanlar ağaçtan yapılmış olup, iterek ya da çekerek, insanlar tarafından kullanılmıştı.  Eski Mısırlılar bu durumu biraz daha geliştirdiler. Esirleri, sabana benzer aletlerin önüne geçirip çektirerek toprağı sürerlerdi. Daha sonraki yıllarda, ehlileştirilmiş hayvanlar bağlanarak çekilen sabanlar yapıldı. Bu ilerleme ve gelişme, Eski Romalılarda bir adım daha ileri götürülerek, toprağı süren kısmı,...

MİSLİ AZİZ VLASİOS RUM KİLİSESİ

Resim
  17 Ağustos 1952 Pazar, Misli… Tek bir dikili ağacın bulunmadığı Misli Köyü’nde, evlerimizin yapıldığı bu yeraltı bölgesinin üzerinde 100 haneyi barındıran yapıların dışında göz dplduran bir Rum Kilisesi vardı. Aziz Vlasios Rum Kilisesi... Kilisenin adı ve geçmişini öğrenmenin yanı sıra, köyün adı ‘’Misli’’ de merakımı uyandırmıştı… Öğrenmenin itici gücü merak ve bilenlere soru sormaktan geçiyordu. Her zaman meraklı ve soran birisiydim. 1924 nüfus mübadelesinde Selanik’ten gelmiş yaşlıların bazılarını dinlerken edindiğim bilgilere göre, Misli İç Anadolu’daki antik köylerden biriydi. Tarihi kaynaklar Kapadokya bölgesinde bulunan Misli ‘nin bir yeraltı yerleşim bölgesi olduğunu yazıyordu. Bu yer altı şehrinin üzerindeki devasa yapı 19. Yüzyıla ait Aziz Vlasios Rum Kilisesiydi. Kapadokya‘ nın en güzel ve görkemli kilisesi olmanın yanı sıra İstanbul'daki Ayasofya'dan sonra en büyük kiliseydi. Rumlarca kutsal kabul edilen kilise, Mübadele sonrasında, bir süre Selanikl...

EKMEK TEKNESİ SAHİBİ OLUYORUZ

Resim
  Bir zamanlar, rüzgârın buğday başaklarıyla konuştuğu, toprağın sabırla insanı sınadığı küçük bir köy varmış. Bu köyün adı Misli’ymiş. Güneş her sabah dağların ardından ağır ağır yükselir, evlerin bacalarından tüten duman göğe ince bir dua gibi karışırmış. O köyde, yüreği umutla çarpan bir aile yaşarmış. Ellerinde nasır, gözlerinde gelecek hayali… Ama eksik olan bir şey varmış: Toprağı sürmeye güç verecek, alın terini berekete dönüştürecek bir “ekmek teknesi”. Derler ki insanın ekmek teknesi sadece bir araç değilmiş; o, rızkın anahtarı, sabrın sınavı, emeğin mührüymüş. Bu aile için ekmek teknesi, toprağı yaracak sabanla birlikte yürüyen iki güçlü öküz demekmiş. Onlar olmadan tarla susar, tohum mahzun kalır, umut yarım kalırmış. Günlerden bir gün, takvimler 16 Ağustos’u gösterirken, köyün toprak yollarında bir heyecan dolaşmış. Ufukta beliren iki heybetli öküz, yalnızca bir hayvan değil; sanki kaderin kendisiymiş. Çocukların gözleri parlamış, annenin elleri dua için açılmış, bab...

MİSLİ'DE İKİ ODALI EVİMİZ

Resim
  10 Ağustos Pazar, Niğde Misli… 16 Temmuz’da evlerimizi yapacak ustalar bulundu ve yönlendirmeleriyle gerekli malzemeler satın alındı. Evin ön cephesi, genelde güneş alsın diye, kuzey-doğu olacak şekilde inşaata başlandı. İmece usulüyle, yaklaşık bir ayda evlerin yapımı tamamlandı. İnşaat tamamlandığında iki odalı şirin bir evimiz olmuştu. Her iki odanın da ön cepheye bakan birer penceresi vardı. Ayrıca evin önünde sundurma da yapılmıştı. Ortadaki giriş kapısından, aynı zamanda mutfak ve kiler olacak odaya giriliyordu. Kışın soba bu odaya kurulacaktı merkezde olduğundan.  Bir kapı ile sol taraftaki odaya giriliyordu. Ön cepheye bakan tek pencereli bu oda kardeşim Mustafa ile benim hem yatak hem de çalışma odamız olacaktı ilkokula başladığımızda.Sağ tarafa açılan kapı da anamla babamın yatak odasıydı.  Avlu girişinin sol tarafından inilen oldukça büyük ve derin bir mağaramız da vardı. Olması iyiydi, iyiydi çünkü edinmeyi düşündüğümüz hayvanların barınma yerlerini...

MİSLİ'DE GÖÇÜN DÖNÜŞÜMÜ

Resim
  Misli Ovası’nın kumları üzerinde çadırlar yükseliyordu. Göçmen aileler, belirsizliğin gölgesinde, devletin vereceği kararı bekliyordu.  Rüzgâr, çadırların bezini titretiyor; çocukların gözlerinde hem yorgunluk hem umut parlıyordu.  Bir gün haber geldi: Toprak İskan Müdürlüğü, her aile bireyine yirmi beş dönüm hazine arazisi verileceğini açıkladı. Beş yıl boyunca ekip biçerlerse, bu topraklar onların olacaktı.  Akıncı ailesi dört kişiydi; yüz dönümlük bir tarla düşmüştü paylarına. Çadırın içindeki sessizlik, birden umutla doldu. Çocuklar, Çukurova’da mevsimlik işçilik yaparken öğrendikleri sabrı ve emeği hatırladılar.  Kumlu toprağın direncine rağmen, ellerinde bir özgüven vardı. Çukurova’nın terli günleri, Misli’nin kumunda yeniden filizlenecekti.  Ve o akşam, uzun süredir gülmeyen baba çadırda gülümsedi. O gülüş, aile için bir dönüm noktasıydı. Çadırın içinde doğan tebessüm, yerleşikliğin ilk ışığı oldu.  Göçmenlikten köylülüğe, belirsizlikten yerle...