BUĞDAY HASADI BAŞLADI
Buğday Hasadına Hazırlık Destanı
Güneş, ufukta kızıl bir sancak gibi yükselirken, tarlalar altın bir deniz misali dalgalanıyordu. Her başak, köylünün alın terini taşıyan birer kılıç; her sap, sabrın ve emeğin sancağıydı.
Babam tırpanını örs üzerinde döverek keskinleştirirken, anam orakları bileği taşına sürüyordu. Çelikten çıkan kıvılcım, emeğin ateşiyle birleşiyor; hazırlık, bir ritüel gibi sürüyordu. Tırpanın iki yöntemi vardı: biri ekini biçip önünde biriktirmek, diğeri süpürgeyle kıvraklıkla biçmek. Babam, ufak tefek ama atom karınca gibi güçlü, süpürgeli biçmeyi seçmişti.
Kardeşim Mustafa, yedi yaşında olmasına rağmen, desteleme görevini üstlenmişti. Anamın mercimek yemeği ve karabuğday ekmeği, öğle paydosunda soframıza bereket katıyordu. Testiden taşan soğuk su, terlemiş bedenlerimize hayat veriyordu.
Gün batımına dek biçilen ve destelenen buğday sapları, ağaç çatallarla taşınıp korunaklı yığınlara dönüştü. Her yığın, emeğin bir anıtı, sabrın bir destanıydı.
Ve böylece hasat, yalnızca buğdayın değil, bir ailenin dayanışmasının, emeğin kutsallığının ve sabrın zaferinin destanı oldu.
22 Haziran 1953 Pazartesi, Misli (Konaklı)…
Akıncı Ailesi olarak, hasadını yapacağımız tarlaya geldik bu sabah erkenden.
Babam tırpanla biçerken ailenin diğer bireyleri orakla biçecektik. Kısa zamanda körleşen tırpanla orakları bilemek için gerekli olan uzun bileği taşları eksik olmadı yanımızdan.
Mevsimlik işçi olarak çalışan tırpancıların, her gün tırpana başlamadan önce, tırpanını örs üzerinde çekiç ile döverek ya da uzun bileği taşıyla, kesen yüzünü keskinleştirmesi gerekiyordu.
Babam hem tırpanının hem de orakların yüzünü keskinleştirdikten sonra dikkatli olmamız konusunda da uyardı.
Tırpanla ekin biçmenin iki yöntemi vardı. Birinci yöntemde ekin biçilir ve önünüzde birikirdi. Tırpanı yapan ya da arkadan gelen birisi tarafından deste yapılırdı, yapılmalıydı. Diğer yöntem ise süpürge yapılarak, bacakla biçilmeydi.
Süpürgeli biçme güç ve kıvraklık isterdi çünkü, biçilen ekin aynı zamanda deste de yapılmış olurdu. İplerle güzelce bacağa bağlanan süpürge, ayağa takılır ve ekin biçilmeye başlanırdı.
Babam 165 cm boyunda, ufak tefek biri olmasına rağmen gücü yerinde atom karınca gibi biriydi. Süpürgeli biçme yöntemini benimsemişti.
Yedi yaşını henüz bitirmiş olan kardeşim Mustafa orakla biçmede zorlanınca, anamla benim biçtiklerimi desteleme görevini üstlendi. Ayrıca, terlemiş ve yorulmuş olan babama testiden su yetiştirdi.
Zorlu bir çalışma esnasında, terleme yoluyla oluşan bedenimizdeki su kaybını önlemek için, su sızdıran testilerde sürekli soğumuş olan suyumuz olurdu.
Öğle paydosu verildiğinde biçilip destelenen ve yığın yapılan buğday sapları göz doldurmuştu.
Babam aptes alıp, araba gölgesinde namazını kıldıktan sonra, Anamın gelirken arabaya koyduğu mercimek yemeğinin yanında karabuğday ekmeği ile karnımızı doyurduk.
Bir süre dinlendikten sonra, güneş ufukta kaybolmaya yüz tutuncaya kadar biçmeye ve destelemeye devam ettik.
Yapılan desteler, ağaçtan yapılmış çatalla tarlanın uygun bir yerine taşınarak, korunaklı bir yığın haline getirildi.
Tarlada yaklaşık iki günlük daha iş kalmıştı tarladan ayrılırken.

Yorumlar
Yorum Gönder