MİSLİ KÖYÜNDE SOSYAL YAŞAM

 


İç Anadolu kapadokya bölgesinde, rüzgârın buğday başaklarına ninni söylediği bir yerde, Niğde’ye bağlı Misli Köyü adında antik bir köy varmış. Bu köy öyle sıradan bir yer değilmiş; sabah ezanıyla uyanan, akşam yıldızlarla uykuya dalan bir masal diyarıymış adeta.

Güneş, dağların ardından altın bir tepsi gibi yükselir; ışıkları kerpiç duvarlara vurunca evler sanki gülümsermiş. Köyün dar sokaklarında sabahın serinliği dolaşır, tandırdan çıkan ekmek kokusu havaya karışırmış. Herkes birbirini adıyla çağırır, selamlar yürekten verilirmiş. Çünkü Misli’de selam, sadece bir söz değil; gönülden gönüle açılan bir kapıymış.

Köyün kalbi cami avlusunda atarmış. İhtiyarlar gölgede oturur, gençler kahve önünde hayatın yükünü çay buharına üfler, çocuklar ise sokakları şen kahkahalarıyla doldururmuş. Beş taşın şıkırtısı, aşık kemiğinin toprakta dönüp duruşu, uzun eşek oyununda yükselen neşeli çığlıklar… Bunlar Misli’nin masal müziğiymiş.

Tarlalar da bu masalın birer kahramanıymış. Toprak, sabırlı bir ana gibi bağrına atılan tohumu saklar; bahar gelince yeşil bir sır gibi filizlendirirmiş. Patatesler topraktan çıktığında çocuklar onu hazine bulmuş gibi sevinirmiş. Çünkü Misli’de emek, altından daha kıymetliymiş.

Gezgin satıcı köye uğradığında, sanki uzak diyarlardan haber getiren bir seyyah gelmiş gibi olurmuş. Çerçeveli aynalar, renkli kumaşlar, şekerler… Hepsi çocuk gözlerinde birer sihirli eşya olurmuş. O gün köyün sokakları biraz daha şen, akşamları biraz daha uzun sürermiş.

Misli’de zaman acele etmezmiş. Günler, ağır ağır akan bir dere gibi geçermiş. İnsanlar birbirinin derdini yük, sevincini bayram bilirmiş. Yoksulluk olsa da yalnızlık yokmuş; azlık olsa da bereketsizlik bilinmezmiş. Çünkü o köyde asıl zenginlik, aynı sofraya oturabilmekmiş.

Ve derler ki, Misli’nin geceleri yıldızlar biraz daha parlak olurmuş. Belki de o yıldızlar, köyün üstüne serilmiş bir dua örtüsüymüş. Kim bilir… Belki de Misli, bir zamanlar yaşanmış bir masalın hâlâ kalbimizde çarpan adıdır.

7 Eylül 1952 Pazar, Misli Niğde…

Niğde’nin merkez köylerinden biri olan Misli’ye yaklaşık iki ay önce gelmiştik…Nüfusu yok denecek kadar az olan köyde herkes birbirini tanıyordu. Allaha karşı kulluklarını yerine getirdikleri bir cami ile pek fazla müşterisi olmayan bir köy kahvesi vardı.

Az daha unutuyordum, bir de, veresiye defterli bir bakkalımız da var.

Köyün erkeleri genellikle camide bir araya geliyorlar namazlarını kılmak için. Dini inanışları ve manevi yönleri kuvvetli olan köy sakinleri arasında selamsız sabahsız geçilmediği gibi birbirlerine de saygılılar.

Atları ya da eşeklerinin üstüne serilmiş heybenin iki tarafındaki mallarını satmak için gelen gezgin satıcılar renk katmakta Misli sosyal yaşamına.

Tarlalar ekime hazırlanmıştı. Patates hasadı da tamamlandıktan sonra zaman geçirmenin yolu, kahvenin önünde bir süre yapılan sohbetten sonraki yararlı eylem önlerindeki kumu karıştırmaktı.

Ekim zamanına kadar köyde büyüklerin yapabilecekleri bir iş olmadığı gibi, ibadet dışında, vakit geçirecek bir hobileri de yoktu.

Yerüstünden çok yeraltı şehirlerinde yaşamın yüzlerce yıl sürdüğü Kapadokya’nın giriş kapısı Niğde’nin Merkez köylerinden biri olan Misli’deki tekdüze yaşamı renklendiren çocuk oyunlarıydı.

Çocukların sosyalleşmesini sağlayan en önemli etkinliklerdi. Bazılarına büyüklerimiz de katılırdı.

Çocuklara gelince…

Mağara keşifleri ve köydeki Rum Kilisesinde gerçekleştirilen saklambaç oyunlarının dışında, bazen büyüklerimizin de katıldığı, ‘’beş taş’’, ‘’kemik aşık’, ‘’uzun eşek’’’ oyunlarımız vardı. Popüler oyunlarımızdı.

Bilgisayarların ve akıllı telefonların günlük yaşamı etkisi altına almadığı o dönemlerde, sokak aralarında ya da köy meydanında oynanan beş taş ve aşık oyunları hareketli kalmamızı sağlayan, yaşama sevincimize katkı sağlayan ve yaşama hazırlayan etkinliklerdi.

Bazen evde bile oynadığımız ‘’beş taş’’ oyununda, sağ elimize sığacak şekilde alınan 5 adet uygun taş iki avuç arasına alınarak ani bir hareketle yere serilirdi. Yere yuvarlanan taşlardan bir tanesi alınarak sağ elle havaya atılırdı.

Taş havada iken yerdeki taşlardan biri sağ elle alındıktan sonra havadaki taş yine sağ elle yakalanırdı.

Bu işlem dört taş için ayrı ayrı yapılırdı. Yerdeki taşlardan biri alınırken el diğer herhangi bir taşa dokunursa ya da havaya attığı taşı yakalayamaz yere düşürürse, havadaki taşı kapmak istediği sırada yerden aldığı taşı düşürürse oyuncu sırasını kaybederdi. Diğer oyuncu şansını denerdi.

Evlerin dışında, meydan sayılabilecek düz bir yerde, büyükler tarafından da oynanan diğer oyunlardan biri olan ‘’kemik aşık’’ daha da popüler bir oyundu.

Koyun ya da keçi gibi küçük baş hayvanların arka ayaklarında bulunan aşık kemiği kullanılarak oynanan ‘’aşık oyunu’’ Türklerin tarihi oyunlarından biriydi.

Oyun ile Türk kültürü ile o kadar iç içe geçmişti ki “aşık atmak” deyimi hala günümüzde bile kullanılmaktadır.

Tavla oynayanlar arasında ‘’benimle aşık atamazsın’’, ‘’benimle aşık atmaya kalkma’’ deyimlerinde kullanılan “aşık atmak’’ bu konuda benimle boy ölçüşemezsin anlamında kullanılmaktaydı. Hala da öyledir…

Köyde 8-10 kişinin rahat edebileceği büyükçe bir alana çizilmiş bir daire içerisine oyuna katılmak isteyen her oyuncu eşit miktarda kemik aşık dizerdi.

Oyuncular sırasıyla, enek aşık adı verilen özel seçilmiş kemikleriyle daire içindeki aşıkları vurarak dışarı çıkarmaya çalışırdı. Atışlar daireye en az 5 metre uzaklıktan çizilmiş bir çizgi arkasından yapılırdı.

Oyuncu aşığı vurarak daireden dışarı çıkartmışsa artık o aşığın sahibiydi. Ve atış sırası hala o oyuncudaydı. Vuruş yapılamamış ve dışarı çıkarılamamış ise sıra diğer oyuncuya geçerdi.

Dışarıda, özellikle bir duvar dibinde oynanan diğer popüler oyunumuz da ‘’Uzuneşek’’ oyunuydu. Günümüzde oldukça ilkel sayılabilecek sokak oyunlarından biri olan ‘’uzuneşek’’, genellikle erkek çocukların ilgi gösterdiği bir etkinlikti.

İki takımın oynadığı hakemli bir oyun olup, oyuncu sayısı 10 kişiye kadar çıkabilirdi. Oyunda amaç, uzuneşek gibi sıralanmış rakip takımın sırtına atlamak ve takımı çökertmekti…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ANKARA YÜKSEK ÖĞRETMEN OKULU DÖNEMİ

AYÖO Beşevler Yerleşkesi

TARIM ÖĞRETMENİM SALİH ZİYA BÜYÜKAKSOY