YENİ YUVAMIZ OSMANİYE KARAÇAY


8 Ağustos 1954 Pazar, Osmaniye...

Niğde Misli Köyü’nden Osmaniye’ye geleli bir hafta oldu. İkinci kez Osmaniye kasabasındaydık. İlk gelişimiz ya da tanışmamız Çukurova’da, Mevsimlik İşçilik dönemi olan 1951 yılının ekim ayında olmuştu.

Pamuk tarlalarındaki hasat sonrasında, Osmaniye kasabasının dışındaki yer fıstığı ambarlarından birinin çevresinde çadırlar kurmuştuk. İki ay sonra, fıstık hasadının da sona ermesiyle, Düziçi Yeşilova Köyünde kışı geçirdikten sonra Misli’ye gitmiştik.

Ekonomik nedenlerle, döndük dolaştık yine Osmaniye’ye gelmek zorunda kaldık.

Babam, Karaçay Mahallesi’nde, Karaçay Nehri kıyısında, iki katlı bir ahşap evin arkasından ahşap merdivenle çıkılan üst katı kiralamıştı. Ev sahibimiz Halil Amca bizi güler yüzle karşılamış, ikinci sınıfa geçmiş öğrenciler olduğumuzu öğrenince de adeta sahiplenmişti. Cana yakın, güler yüzlü gönlü zengin olan ev sahibimizi sevmiştim.

İki odası olan kiralık evimizin zemini tahtaydı. Gezindikçe gıcırdayan tahtalar üzerinde, alt katta oturan ev sahibimizi rahatsız etmemek için azami özeni gösteriyorduk. Ses geçirgenliği azalsın diye üzerine hasır, hasırın üzerine de kilim sermiştik.

Misli’den getirdiğimiz kerevetler duvar diplerine yerleştirildikten sonra içi saman dulu duvar yastıkları da yerleştirildi. İlk birkaç gün içinde, ev sahibimizin de yardımlarıyla, yerleştik evimiz.

Kiralanan bu ahşap evin önünde oldukça büyük bir bahçesi vardı Karaçay Deresi'ne doğru uzanan. Ev, mahremiyeti sağlamak için, duvarlarla çevrilmiş olup, duvarlarını sarmaşıklar sarmıştı.

Eve yerleştikten bir gün sonra çevreyi, özellikle Karaçay Deresi’ni, keşfe çıktık kardeşim Mustafa ile. Akış alanı oldukça büyük olan derenin içinde, yer yer küçük adacıklar oluşmuştu.

Sonraki günlerde, ilçe kütüphanesi kitaplığının yanı sıra, bazı sohbetlerimizde, ev sahibimizden edindiklerim Osmaniye, Karaçay Mahallesi ve deresi hakkında oldukça doyurucu bilgilere ulaşmamı sağladı.


Osmaniye'nin en köklü yerleşim yerlerinden biri olan Karaçay Mahallesi, şehrin güneybatısında, adını aldığı Karaçay Deresi'nin kıyısında yer almaktadır. Hem tarihi dokusuyla hem de doğal güzellikleriyle Osmaniye'nin kimliğinde önemli bir yere sahiptir. Mahallenin en büyük cazibe merkezi, Karaçay Deresi boyunca uzanan mesire alanıdır. Özellikle yaz aylarında hem yerel halkın hem de çevre illerden gelen ziyaretçilerin serinlemek, piknik yapmak ve doğa yürüyüşlerine çıkmak için tercih ettiği bir noktadır. Karaçay Şelalesi ise bu bölgenin en eşsiz manzaralarından birini sunar..

Amanosların en güney ucundaki İslahiye tepelerinden doğan Karaçay Deresi, dik yamaçlardan aşağıya inerken 25 metre yüksekliğinde şelaleler oluşturmakta ve rotasına eşsiz güzellikler katmaktaydı.

Nehrin 42 km’si Osmaniye il sınırları içinde olmak üzere, 70 km’lik bir akıştan sonra Ceyhan Nehri’ne katılıyordu. 1954’lü yıllarda doğal akışına bırakılmış olan Karaçay Deresinin dağlardan sürüklediği çalı çırpı ve odunlar vardı kenarlarında ve oluşturduğu adacıklarda.

Kış gelmeden derenin sürüklediği odunları toplayabilir miydik kışlık yakacaklarımızı oluşturmak için? Babamın olurunu aldıktan sonra topladık ulaşabildiklerimizi…

Kışın, Çukurova’nın doyurucu yağmurlarıyla birlikte çok geniş bir akış alanı oluşan derenin oluşturduğu adacıklarında, yazın gelmesiyle birlikte çiçeklenen ve meyveye durmuş yabani ağaçlar vardı alabildiğine.

Çiçekleri pembe ve beyaz olan dikenli bir ağaç türüydü bunlar. Meyveleri kırmızı, turuncu ya da sarı renkliydi. Renkleri beni zamanda geriye, Bulgaristan’daki köyümüz Karagözler’e götürdü.

Köyümüzü ortasından geçen dere kenarında da bulunurdu bu dikenli ağaçlardan. Baban Alıç ağacı olduğunu söylemişti. Muşmula ile benzerlik gösteren alıç ağacının meyveleri kırmızı, turuncu ya da sarı renkliydi.

Mayhoş bir tadı bulunan alıç ekşi muşmula diye de bilinmekteydi. Aile bütçesine katkı için toplayıp satabilir miyiz? Diye de düşündüm bir an.

Babam, günübirlik işçi pazarlarında seçilirse, her türlü  işte çalışırken bir taraftan sürekli bir işi devreye sokmanın çarelerini arıyordu. Buldu da. Bir süre sonra günlük tarım işçisi olarak çalışmaya başlayacaktık yer fıstığı hasadında. 

Bu kez günlük ücret aldığımız gibi, iki yıl öncekinin aksine, tarladaki yer fıstıklarını topraktan çıkaracak ve seçilmiş olan güneşli bir yere kurumaya bırakacaktık. Üstelik, akşam evde olacaktık.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ANKARA YÜKSEK ÖĞRETMEN OKULU DÖNEMİ

AYÖO Beşevler Yerleşkesi

TARIM ÖĞRETMENİM SALİH ZİYA BÜYÜKAKSOY