"Toprak, üzerinde sadece yürünmekle vatan olmaz; asırlar boyu tutulan nöbetlerle, ekilen buğdayla, dökülen terle ve doğan çocukların ilk çığlığıyla vatanlaşır." 1388 yılında Çandarlı Ali Paşa’nın sancakları altında Gerlova Ovası’na ve Şumnu’ya ayak basan ilk Türkmenlerin, o kutlu "eski nöbetçilerin" ayak sesleri bu topraklarda 490 yıl boyunca hiç dinmedi. Rumeli; İskân ile şenlenen, İstimâlet ile adalet bulan, dualarla ve emekle kök salınan öz vatanımız oldu. Bu eser, Deli Durgud Dede'mden Bi lge Halil Dede’me, babam Ahmet Akıncı’dan anam Emine’ye uzanan köklü bir ağacın, Karagözler köyündeki kerpiç evlerden 1951’in dumanlı tren yolculuklarına ve anavatana uzanan kırılma anlarının hikâyesidir. Gece uykularını bölen o eski nöbetçi adımlarının izinde; bir ailenin hafızasını, savrulan hayatları ve ne olursa olsun kopmayan o milli şuuru gelecek kuşaklara bir miras olarak bırakma gayesidir. BİRİNCİ BÖLÜM Güneş henüz Sakar Balkan’ın ardındaki karanlığı yarmamış, göky...
Bu blogdaki popüler yayınlar
ANILARIMDA İLKOKUL DÖNEMİ
SUNUŞ Bir yaprağın rüzgârda savrulması gibi; Bulgaristan’daki ata yadigârı topraklarımızdan kopup Edirne’den Maraş’a, Çukurova’nın tozlu pamuk tarlalarından yeni yurdumuz Misli’ye (Konaklı) uzanan o uzun ve sancılı göç yolculuğunun ardından, hayatımızın en keskin dönemeçlerinden birine varmıştık. Fakat kaderin bizim için çizdiği patika, orada da uzun süre sabit kalmamıza izin vermeyecekti. Takvimler 21 Eylül 1953 ’ü gösterdiğinde; kardeşim Mustafa’nın elinden tutup, ilkokul birinci sınıfa başlamak için, köy meydanındaki o iki derslikli kerpiç okulun önündeki kumluk alana doğru yürüyorduk. Ayaklarımız çıplaktı, ceplerimiz boştu; babam ise bizleri doyurabilmek için kilometrelerce ötede, Osmaniye topraklarında gurbetteydi. Ama yokluğun ortasında bile içimizde, babamın kulaklarımıza adeta bir vasiyet gibi kazınan o sözü yankılanıyordu: “Bizim tek kurtuluşumuz eğitimdir Mehmet’im...” Günümüzde bile sıkça duyulan bir söz vardır: “Fakirlerin çocuklarına bırakacakları en büyük mira...
Beşevler Günlüğü – 26 Şubat 1967
26 Şubat 1967 Pazari, AYÖO Beşevler... Zamanın ağır adımlarıyla bir ay boyunca anı defterimle dertleşemedim. Çünkü Beşevler’in taş duvarları arasında, bir yandan AYÖO Fikir Kulübü’nün bülteniyle uğraşıyor, bir yandan Öğrenci Derneği seçimlerinin ateşli günlerine tanıklık ediyordum. Mart ayından itibaren aylık çıkacak bülten, gençliğin sesini çoğaltırken; seçimleri Naif Türetken’in önderliğindeki Devrimci Grup kazandı. Güven veren, dost canlısı, ikna edici ve birleştirici kişiliğiyle Türetken, yalnızca Beşevler’in değil, ODTÜ’nün Fen-Edebiyat Fakültesi’nde de öğrencilerin lideri olacaktı. Yeni yerleşkemiz, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nin yanı başında… On dakikalık yürüyüşle derslere yetişmek, hem zamandan hem nakitten kazanç demekti. Bu yakınlık, başarılarımızın sessiz destekçisi oldu. Fakat Hayri Dener’in “Elektrik ve Mağnetizma” dersleri, öğrencilerin çoğunu sına...

Yorumlar
Yorum Gönder