İVRİZ VE KÖY ENSTİTÜLERİ

Ülkemizin aydınlanması için düşünülen en iyi çözümlerden biriydi Köy Enstitüleri.

Konya-Karapınar yolunu bozkır görüntüleriyle aşıp yüzüncü kilometreden sonra solunuzda, zirvesinde kaleleri, eteklerinde yer altı şehirleri ile Karacadağ kalır. Tam karşınızda doğudan batıya doğru uzanan Toros dağları görünür.

Dağların etekleri yemyeşildir. Bozkır görüntüsünden sonra bu yeşillik nerdeyse büyüler insanı. Bu yeşillikler üç bin yıl öncesi Tuana’nın günümüz Ereğli'sinin elma, kiraz, vişne, zerdali bahçeleridir.

Torosların kar ve yağmur suları bereket saçar bu bahçelere ve Ereğli ovasına. İvriz'deki ilk yazılı tarım anıtı da Torosların eteklerindeki ova topraklarının bereketini gösterir.

Günümüzde 109 bin hektarlık ekilebilir tarım arazisinin yarıya yakınında sulu tarım yapılmaktadır.

Dünyadaki ilk yazılı tarım anıtlarından biri İvriz'dedir. M.Ö.1200 - 742 yılları arasında hüküm süren Truva krallığından kalan anıt 8. yüzyılda yapılmış. Hitit dönemine ait anıtta bereket tanrısı Tarhundas ile kral Warpalvas'ın figürleri vardır. Anıttaki yazıtta "Ben hâkim ve kahraman Tuvana kral Warpalavas, sarayda bir prens iken bu asmaları diktim. Tarhundas onlara bereket ve bolluk versin." demektedir.

Milli Mücadele Dönemi sona ermiş, silahlar susmuş, vatan toprakları üzerinde Mustafa Kemal önderliğinde yeni bir Türk Devleti kurulmuştur.

Ancak askeri ve siyasal alanda kazanılan bu başarılar sosyal ve iktisadi alanda yapılacak yenilik hareketleri ile desteklenmedikçe kalıcı olmayacaktır.

Bu nedenle devrimin ne yapıp edip bir yandan Anadolu insanına ülküsünü benimsetmesi ve kendi kuşağını hızla yetiştirmesi gerekiyordu.

Çünkü hiçbir yenilik hareketi yeni insanı, yeni kadroları olmadan yapılamazdı. Bu durumda Milli Eğitim Bakanlığına büyük görevler düşüyordu. Çünkü Anadolu insanının bilinçlendirilmesi, Cumhuriyet kuşağının yetiştirilebilmesi cumhuriyeti ve inkılapları benimsemiş devrimci öğretmenlerin varlığıyla mümkün olacaktı.

Milli mücadele sonrasında yeni kurulan Türk Devleti’nde halkın tez elden eğitilmesine ihtiyaç vardı. Topraklarımızı düşmandan kurtardığımız gibi, beyinlerimizi de cehaletten kurtarmalıydık.

Bunun için büyük çoğunluğu okuma yazma bilmeyen halka ivedilikle okuma yazma öğretilmesi devrimlerin anlatılması, Cumhuriyet ilke ve inkılaplarının benimsetilmesi gerekiyordu.

Bu süregelen eğitim sistemi ile gerçekleşebilecek bir durum değildi. Bunun için yeni fikirlere açık kendi kültürü ile batının yeniliklerini sentezleyebilen, kişinin hem düşünsel hem de bedensel olarak, gelişmesini öngören bir eğitim sistemine ihtiyaç vardı.

İşte Köy Enstitüleri, bu ihtiyaç doğrultusunda kurulmuş ve hem teknik açıdan bilgili hem de kültürel açıdan donanımlı, Cumhuriyete sahip çıkacak gençler yetiştirmiştir. Köy Enstitüleri içinde önemli bir yere sahip olan İvriz Köy Enstitüsü, tez konumuz olmasına rağmen İvriz’i diğer Enstitülerden soyutlamak da mümkün değildir.

İvriz Köy Enstitüsü Türk eğitim camiasına oldukça donanımlı eğitimciler kazandırmıştır. Şu an yurdun çeşitli yerlerinde görev yapmakta olan İvriz Köy Enstitüsü mezunu birçok yazar, şair, ressam, sanatçı, eğitimci bulunmaktadır.

Bütün dönemlerde olduğu gibi, Cumhuriyet döneminde bile dış ülkelerde okumuş ağaların ve eşraf olarak bilinen dönem zenginlerinin çocukları köyü ve köylüyü eğitim sisteminin dışında tutmuşlardır.

Köy ulusal değerlerin, kültürün, adet ve geleneklerin kaynağı ve hazinesidir. Köylü olduğu gibi kalmalı, okumamalı ve şehirli olmamalıdır. Aksi takdirde ülkede işçi sınıfı doğar ve arkasından komünizm gelir. Propagandasıyla köylünün okutulmasına karşı çıkmışlardır.

Feodal kalıntıların bütün engellemelerine rağmen, Milli Mücadeleyi yürüten aydın kadronun iktidara geçmiş olması eğitim alanında da bir takım girişimleri beraberinde getirmiştir.

Köy öğretmeni yetiştirecek okullar, halkevleri açılmış, Arap alfabesi yerine Latin alfabesi kabul edilmişti. İlk okuma yazma seferberlikleri ilan edilmiş, gönüllü öğreticiler köylere kadar gönderilmişti.

Cumhuriyet yönetiminin beraberinde getirdiği eğitim sistemi, bilimsel bilgiyi ön planda tutarak bireyi özgürleşme sürecinin bir parçası haline getirirken aydınlatmayı amaçlıyordu. Ulusal aidiyet duygusunu kazandıracak olan bu okullar yurttaş yetiştirme sürecinin merkezinde yer alıyorlardı.

Artık çocuklardan istenen; cumhuriyetçi bir yurttaşlık bilinciyle donanarak, hem öğretmen leşmiş, hem de babalaşmış bir devlet ve analaşmış bir vatan karşısında itaat ve fedakârlıktı.

Bu amaçlar doğrultusunda 17 Nisan 1940’da 3803 Sayılı yasa ile kurulan Köy Enstitüleri 1945’e kadar sorunsuz olarak işlevini sürdürmüş bu tarihte DP’nin kurulmasıyla Enstitüler üzerindeki tartışmalar yoğunlaşmıştır.

Kuruluşunda “köye ve köylüye hizmet ” anlayışıyla ve niyetiyle hareket eden Enstitüler kısa bir zamanda yayılmış, öğrenci sayıları artmaya ve mezun vermeye başlayınca da siyasi bir malzeme haline dönüştürülmüştür.

Her Köy Enstitüsünün devlet tarafından verilen döner sermaye ile kurulup işletilen birer çiftliği vardı. Öğrenciler bu işletmelerin varlığı ile bulundukları çevrede uygulanan her türlü tarım işini yaparken, öğrenme olanağına da kavuşuyordu...

îş eğitimi vermek amacıyla kurulmuş olan Enstitü çiftlikleri, öğretmen ve öğrenci emeğiyle işletilerek, kurumun gereksinimi olan maddelerin çoğunu sağlamaktaydı...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Beşevler Günlüğü – 26 Şubat 1967

AYÖO Beşevler Yerleşkesi

TARIM ÖĞRETMENİM SALİH ZİYA BÜYÜKAKSOY