AYÖO 1965 ARAFTA KALMAK

 

8 Mayıs 1965 Cumartesi, AYÖO...

Akşam yemeğinden sonra, boş sınıflardan birinde oturduğum sırada anı defterimi açarak, ''neden Arafta kaldım'' sorusunu yanıtlamaya çalışacağım. Zamanda geriye, 23 şubat 1964 pazar gününe, Ayvaz Gökdemir ile tanıştığım güne, gittim. 12 Nisan 1964 günü de Üniversiteliler Kültür Derneği'nde Gökdemir'in seminer çalışmasına katılmıştım.

Üniversiteliler Kültür Derneği'nin bir ferdi olarak, Ayvaz Gökdemir ve müritlerinden bazıları sayesinde Türk Ocakları ve o dönemde Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nde genel müfettiş olan Alpaslan Türkeş’i tanıdım. Fen Fakültesi birinci sınıfta Türk Ocakları’ndaki toplantıların müdavimi olmuştum.

Sosyalizmden söz ediyorlardı ama Nasyonal Sosyalizm olursa. Bu arada büyük keyif aldığım bu toplantılarda Tanrı dağı kadar Türk ve Hıra dağı kadar da Müslüman olmuştum.

14 Mart 1965 pazar günü, ağabeylerimizden Cahit Kavcar ile kantinde tavla oynarken, bir ara ‘’benimle tavla oynadığın için seninkiler sana kızmıyorlar mı?’’ Diye sormuştu. ‘’Neden kızacaklar mış?’’ Dediğimde yanıtı ‘’Beni komünist olarak damgaladılar.’’ Dedi. Cahit ağabeyi, derin kültürü, sevecenliği, hoşgörüsü nedeniyle çok seviyordum. ‘’Senin yüzünden bana kızacaklar ve komünist damgasını vuracaklarsa, komünist olmaya razıyım.’’ Dedim.

Cahit Kavcar ile bu konuşmamdan sonra Nasyonal Sosyalizm konusunu araştırmaya başladım. Öncelikle Hitler’in ‘’Kavgam’’ kitabını elde edip, okudum. Hitlerin SS’lerini tanıdım. Yetmedi İtalya’da Mussoli’nin iktidara gelişini ve Kara Gömleklilerini okudum.

Almanya’da Hitler’in başa geçmesiyle birlikte, ünlü destekçisi Naziler olan ‘’Evrimsel Hümanizm’’ dönemi başlamıştı. Hitler gibi Evrimsel Hümanistler, buna Türkiye’deki Turancılar da dâhildi, Darwin’in Doğal Seçilim yasasını kendilerine dayanak almışlardı. Güçlü olan yaşar ve daha da güçlenir.

Evrimsel hümanistlere göre, tüm insan deneyimlerinin eşit olduğunu iddia edenler ya korkak ya da aptaldırlar. Evrimsel Hümanizm ile Irkçılıktan doğmuş olan Nazizm ya da Nasyonal Sosyalizm Türkiye’deki Turancıları da etkilemişti.

Türk Ocağı sohbetlerine bu kitaplarla katılmaya başladım. Nasyonal Sosyalizm’i ballandıra ballandıra anlattıklarında elimdeki kaynaklardan ‘’Nasyonal Sosyalizm’in ırkçılık olduğunu, ari ırkı temsil ettiğini’’ vurguladım. Toplantılarda Hitler’in ‘’Kavgam’’ kitabından verdiğim örnekler ve Mussoli’nin Kara Gömleklileri paylaşımlarından yaklaşık bir ay sonra gruptan ihraç edildim.

Ayvaz'ın müridlerinden Cezmi B. ve ekibinin sakıncalılar listesinde yer aldım. Nitekim yaklaşık bir ay sonra, 17 Nisan 1964 Köy Enstitüleri kuruluş yıldönümü kutlamalarından döndüğümüz gün ‘’Komünist toplantısından mı geliyorsun.’’ Demişti Cezmi B.

Savundukları Türkçülük, Turancılık ve Irkçılık adlarıyla tanınan akım başlangıçta etkisiz ufak bağnaz bir topluluktu. 1930’lu yıllarda İstanbul Üniversitesinde öğrenci olan Nihal adlı bir öğrencinin çevresinde gelişen ve Rus Devriminden sonra Türkiye’ye gelmiş olan göçmenlerin desteklediği küçük bir hareketti.

Turancılık, Kemalizm’in başarılı olduğu yıllarda önemsenmedi. Nihal Atsız adını alacak olan bu öğrenci gün oldu Kemalizm’i övdü, gün oldu Kemalizm’i yerdi. Başlangıçta Mustafa Kemal’in çevresini sarmış olan ve kendisince yalaka olan bir gruba karşı oldukça sert eleştirilerde bulundu Türkçülük üzerine yayın yapan dergilerde.

Nihal Atsız 1939-1944 seneleri arasında Boğaziçi Lisesi'nde görev yaptığı dönemde, daha önce kapatılmış olan Orhun isimli dergiyi tekrar yayınlamaya başladı. İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna gelindiği ve Türkiye'de ideolojilerin çarpıştığı bir dönemdi. Turancılık bir faşizm akımı yolunda hızla ilerlemeye başlamıştı. Bu ideolojinin başlıca dayanakları ırkçılık ve antikomünizm idi.

Turancılara göre kendi ideolojilerine uymayan her düşünce, eninde sonunda komünizm ve komünizmin kurulmasını amaçlamaktadır. Sadece özgürlük ve eşitlik isteyen öğrencilere ‘’Komünistler Moskova’ya’’ sloganlarıyla saldırmaları bu ideolojilerinden kaynaklanmaktaydı. Türkçülük ve Turancılık kavramlarının özü olan ‘’Ulusçuluk’’ görüşü, Kemalizm’in ‘’Ulusçuluk’’ görüşünden tümüyle farklı ve zıddıydı.

Kemalizm’in Ulusçuluğunun özünde ‘’Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’’ ilkesi vardı. Türk Ulusunu Dünya ile birleştiren bir yönü vardı. 1924 Anayasa’sının tanıdığı ve güvenceye aldığı insan hakları Kemalist Ulusçuluğun özünü oluşturmaktaydı. Irk, Din ve Dil kavramlarını yadsımaktaydı. Türk Tarih Kurumu’nun yapacağı araştırmalarla Türklerin barbarlar olmayıp, tarihte iz birçok uygarlıkları yaratmış bir ulus olduğunu ortaya koyacak ve medeni dünya ile bütünleşecekti.

Nazizm ya da Nasyonal Sosyalizm ’den etkilenmiş olan Turancıların Ulusçuluk kavramının özü Türklerin hiçbir ırkla bağlantıları yoktur biçimindeydi. Diğer bütün ırklardan üstün olduğu savını benimseyen Irkçılar diğer bütün ırkları düşman görmüşlerdir. Savaş ve yayılma Türklerin doğuştan gelen bir özellikleridir. Tıpkı Hitler’de olduğu gibi, diğer bütün Türklerin ırklar egemenlikleri altına girmeliydi.

Kemalizm’in ilkelerinin eğitime uygulanışı olgusu Irkçıları çok rahatsız etmişti. Nihal Atsız, Orhun Dergisi'nin bir sayısında o sırada başbakan olan Şükrü Saracoğlu'na bir çağrı yayınlamıştı. Pertev Naili Boratav0l0lo, Sabahattin Ali gibi isimlerin Marksist bir hareket içinde olduğunu öne sürmüş ve Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in istifa etmesini istemişti. Bu çağrı, birçok ilde Komünizm aleyhinde ufak çaplı ayaklanmaları da beraberinde getirmişti.

Sabahattin Ali, Orhun dergisinde yayınlanan çağrıda “vatan haini” olarak suçlanması sebebiyle Atsız'a hakaret davası açmış, 6 ay hapis cezasına çarptırılmasını sağlamıştı. Türk milliyetçilerinden İlhan Darendelioğlu da Köy Enstitüleri hakkında dönemin Türkçü basını ve Türkçü yazarları ile hemen hemen aynı düşüncedeydi.

İlhan Darendelioğlu ve Türkçüler Köy Enstitüleri’nde komünizm propagandası yapıldığı, ahlak buhranı ve kültür yozlaşması olduğu konusunda hem fikirdirler. Osman Turan’ın köy enstitüleri hakkındaki “Ahenkli Türk köyünde beceriksiz kalemlerle zoraki bir sınıf mücadelesi açmağa, ezen muhtar ve ezilen köylüden ibaret sınıflar yaratmaya uğraştılar, sağlam Türk köylüsünün millî, dinî ve ahlak nizamını yıkmayı düşündüler.” şeklindeki Turancıların ve Türkçü yazarların genel görüşünü ortaya koymaktaydı.Köy Enstitülerinin kapanmasında büyük etki ve çabaları olmuştu o dönemdeki Milliyetçilerin.

Pekiii… Sempati duyduğum ve birçok etkinliklerine katıldığım sol içerikli gruplarda durum nasıldı? Hümanizm, Liberalizm, Evrimsel Hümanizm ve Faşizm, Sosyalist Hümanizm ve Komünizm, Sol, Sosyalizm ve Emperyalizm kavramlarını anlayabilmiş miydik? Pek sanmıyorum.

Sol eğilimli, kendilerini sosyalist ya da komünist olarak gören bazı küçük gruplar da katkı sağlamışlardı. Sosyalizmi sınırsız özgürlük bağlamında algılamışlar, olur olmaz yerde içki, sigara içme ve halkımızın geleneklerine oldukça ters düşen giyim tarzlarıyla da tepki çekmişlerdi.

Bazı solcu arkadaş gruplarımızda, mezuniyet sonrası görev aldıkları yerlerde öğrencilerine yeterli bilgiyi vermeyerek, cahil bırakma yöntemiyle ülkenin çökmesi ve yeniden inşaası üzerine saatlerce konuşmuşlardı. Diğer bazı arkadaşlarımız ise Rusya’daki üretim araçlarının ortak mülkiyete geçmesi kavramını yanlış yorumlayarak, mülkiyet düşmanlığı almış yürümüş, yol kenarlarına park etmiş özel otomobillerin dikiz aynalarını kırmaya başlamışlardı. Onlarla da uğraşmak zorunda kalmıştı sola sempati duyan benim gibiler.

Sosyalist Hümanizm kavramının özünü yakalamaya çalışan ve bu konuda sol kesimdeki arkadaşlarla tartışmam, ''sağ eğilimli''biri olarak damgalanmama neden oldu. Bir grup ''Komünist'' olarak, karşı gurup da ''Sağ eğilimli'' biri olarak damgalayınca ''ARAF'' ta kaldım.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Beşevler Günlüğü – 26 Şubat 1967

AYÖO Beşevler Yerleşkesi

TARIM ÖĞRETMENİM SALİH ZİYA BÜYÜKAKSOY