Türkiye'de Faşizmin Temel Dinamikleri

Faşizm, 20. yüzyılın başında özellikle İtalya ve Almanya’da ortaya çıkan; aşırı milliyetçi, otoriter, totaliter ve anti-demokratik bir ideolojidir. Ortaya çıkışında en belirgin neden, tekelci kapitalizmin yarattığı dengesiz ekonomik gelişmeler ve krizlerdi.

Hitler böyle bir ortamda (1933) Almanya'da ortaya çıkmıştı. İtalya'da (1922) ortaya çıkan Mussolini de ekonomik kriz sonrasında ortaya çıkmıştı. 1936 yılında da Faşist  General Franco sahneye girecekti İspanya'da.

23 Ocak 1967 Pazartesi, AYÖO...

16 Ocak Pazartesi günü, sabah kahvaltısı çıkışı, Ankara Yüksek Öğretmen Okulu Fikir Kulübü'nün (AYÖO-FK) ilk haftalık bültenini dağıttık. Sosyal Demokrat arkadaşlarımız arasında büyük ilgi gördü. Karşıt gruptaki arkadaşların bazıları da, sırf meraktan, bülteni aldılar.

Bülteni çıkarmak için, Halil Biga ile, cebimizden yaptığımız harcamaların karşılanması amacıyla, bülten alan arkadaşlardan 2,5 Lira talep ettik. Birçok arkadaşımız, ikiletmeden verdiler.

İlgi ve ekonomik katkı bize güç kattı. Hafta içindeki sohbet toplantılarımızda ''Türkiye'de Faşizmin Temel Dinamikleri'' tartışıldı. Tartışmaların özetini, bu sabah kahvaltı çıkışında dağıttığımız, ikinci bülten için derledik.

Faşizmin ortaya çıkışında en belirgin neden, tekelci kapitalizmin yarattığı dengesiz ekonomik gelişmeler ve krizlerdi. Sermaye sınıfı, mevcut demokratik yöntemlerle bu krizleri aşamayacağını gördüğünde, daha baskıcı bir sistem arayışına giriyordu.

Hitler böyle bir ortamda (1933) Almanya'da ortaya çıkmıştı. İtalya'da (1922) ortaya çıkan Mussolini de ekonomik kriz sonrasında ortaya çıkmıştı. 

Ülkü Ocakları ve diğer Milliyetçi kuruluş ve derneklerde üye olan ya da bu derneklere sempati duyan Milliyetçi arkadaşlarımız Hitlerin ortaya koyduğu Nasyonel Sosyalizme sempati duymaktaydılar.

Bir dönem benim de katıldığım bazı toplantılarda, ''Sosyalizm ama Nasyonel Sosyalizm olursa'' koşulunu ortaya koymaktaydılar. Bilerek ya da bilmeyerek Faşizme kapı açıyorlardı.

Faşist General Franco, 18 Temmuz 1936’da İspanya’da bir iç savaşa yol açacak ayaklanmayı başlattı. Kilise, hemen Franco’nun yanında yer aldı. Tekelci sermaye sınıfı da bu ayaklanmaya destek verdi.

İspanya’nın kırsal bölgelerinden harekete geçen Franco’nun askerleri, köylüleri yerlerinden edip geniş arazileri büyük toprak sahiplerine geri veriyorlardı. Köylüler kimi yerde hapsediliyor, kimi yerde kurşuna diziliyordu.

Burjuva demokrasisinin ideolojik çerçevesi, kriz dönemlerinde yetersiz kalır. Faşizm, yeni bir egemen ideoloji yaratma zorunluluğuyla ortaya çıkar. Milliyetçi, şovenist ve otoriter söylemlerle toplumsal tabanını genişletmeye çalışır.

Faşizm, tek tip bir ideolojiye sahip değildir. Milliyetçilik, ırk teorileri, şovenizm gibi farklı unsurları ödünç alarak kendini meşrulaştırır.

Tam da bu noktada, gerekirse Gladyo'nun da devreye girdiği, Ülkü Ocakları, Komünizmle Mücadele Dernekleri ve diğer Milli nitelikli kuruluşlar da sermaye sınıfının yanında yer alır.

Burjuva Demokrasisi ve Faşist yönetimlerin her ikisi de kriz dönemlerinde baskıcı önlemler alır. Parlamento ya ortadan kaldırılır ya da işlevsiz hale getirilir. Devletin tüm kurumları sermaye sınıfının politikalarını uygulamak için yeniden düzenlenir.

Faşizm, içerde baskıyı artırırken dışarıda saldırganlık ve savaş politikalarını benimser. Bu, sermaye ihracı ve yeni pazar arayışının bir sonucu olarak görülür.

Türkiye’de faşizm, dış komploların ürünü olmaktan çok, ülke içindeki ekonomik ve siyasi krizlerin bir sonucudur. Tekelci kapitalizmin güçlenmesi, sermaye bloğunun merkezileşmesi ve işçi sınıfının mücadele potansiyeli, faşizmin gündeme gelmesinde belirleyici olmuştur.

Faşizmi burjuva demokrasisinden ayıran en temel özellik, yeni bir ideoloji yaratma zorunluluğu ve devletin tüm kurumlarını bu ideolojiye göre yeniden düzenlemesidir. 

Başlangıçta da değindiğimiz gibi, burjuva demokrasisinin ideolojik çerçevesi, kriz dönemlerinde yetersiz kalır. Faşizm, yeni bir egemen ideoloji yaratma zorunluluğuyla ortaya çıkar. Milliyetçi, şovenist ve otoriter söylemlerle toplumsal tabanını genişletmeye çalışır.

Bu oluşuma en iyi örneklerden biri, Demokrat Parti (DP) 1946'da kurulurken demokratik ve özgürlükçü bir düzen vaat etmişti. 1950, 1954 ve 1957 seçimlerini kazanarak iktidarda kaldı.

Ancak; 1957’den sonra, yardım adı altında yapılan ikili antlaşmalar, ülke ekonomisinin ABD'nin denetimine girdi. Bir tarım ülkesi olan ülkemize tarım ürünleri sattılar. Antlaşmalar gereği, ABD'nin izin verdiği ölçülerde ihracat yapıldı.

Ekonomik krizler, toplumsal huzursuzluk ve muhalefetle artan gerilim, DP’yi baskıcı uygulamalara yöneltti. Demokrat Parti'nin 15 milletvekilinden oluşan Tahkikat Komisyonu bu baskıcı eğilimin doruk noktası oldu.

Adnan Menderes’in 1960’ta kurduğu Tahkikat Komisyonu Yasama, Yürütme ve Yargı yetkileriyle donatılmıştı. Muhalefeti ve basını susturmayı hedefleyen olağanüstü yetkilere itiraz edilemiyordu. Tahkikat Komisyonu, Türkiye’de faşizan eğilimlerin somut örneklerinden biriydi.

Demokrat Parti’nin, demokratik söylemle iktidara gelip, giderek baskıcı yöntemlere yönelmesi, faşizm tartışmalarında kritik bir dönemeçtir. Süleyman Demirel de Adalet arayışı ile halkın karşısına çıkarak seçimi kazanmıştı.

Adnan Menderes ''Tahkikat Komisyonu'' ile Anayasa ve Meclisi askıya alarak ''sivil darbe'' yapmıştı.

Süleyman Demirel de ''Tahkikat Komisyonu'nu'' örnek alarak, “Temel Hak ve Hürriyetleri Koruma Kanunu” adlı çalışmayı parlamentoya sundu. Kabul görmedi, yasalaşmadı. Ne var ki Demirel parlamentoyu işlevsiz duruma getirecek her çareye başvuracaktır.

Sonuç olarak; bireysel özgürlükleri bastıran, tek lider ve tek parti etrafında şekillenen otoriter-totaliter bir ideolojidir Faşizm. Tarihsel olarak İtalya, Almanya ve İspanya'da yükselmiş, dünya tarihine büyük yıkımlar ve savaşlara neden olmuştur. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ANKARA YÜKSEK ÖĞRETMEN OKULU DÖNEMİ

A.Ü. Fen Fakültesi Öğretim Kadrosu

AYÖO Beşevler Yerleşkesi