Fötr Şapka ve Müesses Nizam

 

28 Ekim 1967 Cumartesi, AYÖO...

28 Ekim 1967 Cumartesi akşamı, Ankara Yüksek Öğretmen Okulu (AYÖO) kantininde, etüt sınıflarında ve yatakhanelerinde yankılanan o tartışmalar, sadece bir okul içi fikir kulübünün değerlendirmesi değil; Türkiye’nin yaklaşan fırtınalı yıllarının, '68 kuşağının ayak seslerinin ve devlet-siyaset-sokak üçgenindeki kırılmanın tam bir laboratuvar çıktısı olacaktı.

Teksir makinesinin mürekkebi kokan AYÖO Fikir Kulübü Aylık Bülteni, Anadolu’nun dört bir yanından gelen öğretmen adayı yurtsever genç arkadaşlarımızın, ülkenin bağımsızlığı ve geleceği üzerine kafa yoran o dinamik damarın en somut kanıtı olmuştu. Yeni tartışma ve aydınlanma konusu, Süleyman Demirel’in İki Yüzü: Fötr Şapka ve Müesses Nizam olmuştu.

Demokrat Parti'nin mirasını devraldığını, Adnan Menderes'in ''Demokrasi Şehidi'' olduğunu söyleyerek yola çıkan Süleyman Demirel’in, siyaset tarihimizdeki o meşhur "perdeleme" ve "algı yönetimi" maharetini, henüz yolun çok başındayken bile ne kadar berrak bir vizyonla halkın karşısına çıktığını konuşuyorduk yemekhanenin girişindeki büyük kantin salonunda.

Süleyman Demirel, Türk siyasi hayatına "Barajlar Kralı", "İslamköy’den çıkan köylü çocuğu" ve elinden düşürmediği "Fötr Şapkası" ile popülist bir halk adamı imajıyla sunulmuştu. Ancak bu vitrinin arkasında, çok doğru bir teşhis koyduğumuz gibi, ABD emperyalizminin ve yerli sermayenin çıkarlarını korumakla görevli "Müesses Nizam"ın en sadık yürütücüsü olarak yer almıştı.

1961 Anayasası, getirdiği temel haklar, özgürlükler, sendikal haklar ve özerk kurumlar (üniversiteler, TRT vb.) ile Türkiye tarihinin en ileri anayasasıydı. Ancak Demirel ve Adalet Partisi (AP) için bu anayasa, işçiyi, köylüyü ve gençliği zapturapt altına alamadıkları bir "lüks", elini kolunu bağlayan bir prangaydı.

Adnan Menderes’in 1960’a doğru giderken muhalefeti ve basını yok etmek için kurduğu Tahkikat Komisyonu gibi, Demirel de 1967 yılında “Temel Hak ve Hürriyetleri Koruma Kanunu” adıyla bir ucube tasarıyı meclise getirdi. Amaç, olağanüstü mahkemeler kurmak, basını susturmak ve muhalif sesleri "komünizm" torbasına atarak ezmekti.

Ancak, parlamentodaki 15 milletvekiliyle TİP, demokratik güçlerin meydanlardaki direnişlerini de arkasına alarak yasanın çıkmasına geçit vermemişti. Vermemişti ama, ''Müesses Nizamı'' korumak adına, Demirel vazgeçmeyecekti.

Demirel'in en büyük mahareti, anti-emperyalist ve tam bağımsızlıkçı her türlü demokratik eylemi "meşru nizamı yıkmak isteyen âsiler" olarak damgalamasıydı.

1966'da İzmir’de savurduğu "Bir gecede 200 bin kişilik silahlı güç toplayabilirim" tehdidi, aslında devlet eliyle açılacak olan komando kamplarının, sokağa salınacak paramiliter güçlerin ve Komünizmle Mücadele Dernekleri'nin arkasındaki siyasi himayenin açık bir itirafıydı.

Altıncı Filo’yu protesto eden yurtsever gençlerin karşısına taşla, sopayla, satırla çıkarılan kitlelere; "Milletin direnme hakkı vardır" diyerek yeşil ışık yakıyor, sokağı sokakla vurdururken kendi ellerini temiz tutma cambazlığını sergiliyordu.

Demirel’in bu baskıcı yasaları parlamentodan geçirememesinin önündeki en büyük kayalardan biri, Mehmet Ali Aybar liderliğindeki Türkiye İşçi Partisi (TİP) milletvekilleriydi. Meclis kürsüsünden emperyalizmin tüm gizli antlaşmalarını, üslerini ve müesses nizamın kirli çarklarını ifşa eden TİP’e karşı, AP sıralarından yükselen öfke en sonunda fiziki şiddete dönüşmüştü.

Meclis çatısı altında TİP Milletvekili Çetin Altan’a ve diğer partililere karşı yapılan o tornavidalı, bıçaklı amansız saldırılar, Demirel iktidarının "Demokrasi" vaadinin ve "Fötr Şapkasının" altından çıkan o tahammülsüz, otokratik ve şiddete meyilli yüzünün en utanç verici vesikasıydı.

AYÖO koridorlarında bizim kuşağın tanıklığı; kantinde ve yurt odalarında, daktilo sesleri ve teksir kokuları arasında verdiğimiz entelektüel ve örgütlü mücadele, Türkiye'nin bağımsızlık tarihine düşülmüş altın bir şerhti.

Milliyetçi ve mukaddesatçı çevrelerin arkasındaki o devlet desteğini, parayı ve koruma kalkanını o gün yerinde tespit etmiş olmamız önemliydi.

Bu derinlikli ve tarihsel arkaplanı, çıkardığımız ve çıkarmayı sürdüreceğimiz aylık bültenle, çok güçlü bir hafıza kaydına dönüştürüyoruz. Cumhuriyetin ilanının 44. yıl dönümü arefesinde, genç beyinlerin ülkenin tam bağımsızlığı için nasıl çarptığını bir kez daha hatırlıyor ve hatırlatıyoruz.

Etnik kökeni ne olursa olsun, ''Ne Mutlu Türküm Diyene''

Ülkemizin kurucusu, ulu önder Atatürk, ''Yurtta Sulh, Dünyada Sulh'' derken, ülkemiz sınırları içindekilerin kardeşçe, ötekileştirilmeden yaşayan ve yaşayacak olanların sloganı olsun istemişti ''Ne Mutlu Türküm Diyene'' sözcüğünün...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Beşevler Günlüğü – 26 Şubat 1967

AYÖO Beşevler Yerleşkesi

TARIM ÖĞRETMENİM SALİH ZİYA BÜYÜKAKSOY