Köy Enstitülerini kim kapattı?

30 Ekim 1967 Pazartesi, AYÖO...
ABD emperyalizminin ve yerli sermayenin çıkarlarını korumakla görevli "Müesses Nizam"ın en sadık yürütücüsü olarak Menderesi'in mirası üzerine konan başbakan Süleyman Demirel, açıkça söylemese de, Cumhuriyet düşmanlarından biriydi. ''Fötr Şapka ve Müesses Nizam'' Demirel'in iki yüzünü temsil ediyordu. Bu nedenle, 44. yıldönümü dün kutlanan ''Cumhuriyet Bayramı'' sönük geçti.
Akşam yemeğinden sonra kantinde bir araya gelen arkadaşlarla, dumanı tüten birer çay söyledikten sonra; Cumhuriyet, Ulusçuluk, 'Ne Mutlu Türküm diyene'' ve Köy Enstitüleri üzerine söyleşi yapmaya karar verdik.
Atatürk’ün harcını kardığı ulusçuluk anlayışı, 1924 Anayasası’nda da vücut bulan, etnik kökene dayanmayan, insani, çağdaş ve barışçıl bir bütündü. Köy Enstitüleri de bu anlayışın toprağa düşen tohumuydu; köylüyü köle olmaktan çıkarıp, kendi kaderini tayin eden özgür birer "yurttaş" yapmayı hedefliyordu.
Ancak Şükrü Saracoğlu döneminde yükselen ve sığ bir antikomünizm barajının arkasına sığınan sağ/ırkçı ideoloji, enstitülerin bu insani ve yerli aydınlanmasını "Moskova güdümlü bir sınıf yaratma projesi" olarak yaftaladı. Bu ideolojiye zemin hazırlayanlardan biri de Osman Turan'dı.
Osman Turan, muazzam akademik birikimiyle Selçuklu tarihini dünyaya tanıtan bir bilim insanı olmakla birlikte; iç politikada katı bir antikomünist, sınıfsal çözümleri reddeden bir muhafazakar ve Anadolu aydınlanmasının en özgün projesi olan Köy Enstitüleri’nin kapatılmasında fikri ve siyasi zemin hazırlayan dönemin en etkili sağ entelektüellerinden biriydi.
Osman Turan’ın "ezen muhtar ve ezilen köylü sınıfları yaratmaya uğraştılar" sözü, aslında statükonun, köylünün uyanmasından duyduğu o derin korkunun açık bir itirafıydı. Köyün yüzyıllardır süren o ağalık, şeyhlik ve cehalet düzeninin bozulmasını istemiyorlardı.
İkinci DünyaSavaşı bittiğinde ortaya çıkan iki kutuplu küresel düzen, içerideki bu antikomünist koroyu küresel bir gücün, yani ABD’nin emrine verdi. Türkiye, 1947’de Truman Doktrini ve ardından Marshall Planı sarmalına girerken, ABD’nin Ankara’ya dikte ettiği en büyük şartlardan biri, toplumsal uyanışı sağlayan kurumların budanmasıydı.
Öncelille, Hasan Ali Yücel ve İsmail hakkı Tonguç tasfiye edilmeliydi. ABD'nin Yeşil Kuşak Projesi gereği, henüz Demokrat Parti iktidara gelmeden, 1946'da bizzat CHP içindeki sağ kanat (Reşat Şemsettin Sirer gibi isimler) eliyle enstitülerin müfredatı değiştirildi, dünya klasikleri toplatıldı ve karma eğitime son verildi. Yani enstitüleri kapatma süreci DP ile başlamadı, CHP'nin sağa kayışıyla başladı; DP ise 1954'te resmi olarak noktayı koydu.
İlerleyen 1960’lı yıllardan 70’li yıllara giderken, Köy Enstitüleri kapatılmış olsa da oradan yetişen öğretmenlerin ve onların kurduğu gelenekten gelen İlköğretmen Okulu öğrencilerinin meşalesi sönmemişti. O kuşak Amerikan emperyalizmine ve 6. Filo’ya karşı en net duruşu sergileyen kuşaktı. Tam da bu yüzden, kuruluşlarının önünde "Milli" olan yapılar, Komünizmle Mücadele Dernekleri ve MTTB gibi örgütler, devlet içindeki kontrgerilla unsurlarıyla birlikte bu vatansever öğretmen adayı gençlerin, yani bizlerin üzerine sürüldü.
Cumhuriyet döneminin en radikal, ödün vermeyen ve tartışılan figürlerinden biri olan ünlü yazar, şair, öğretmen ve Türkçü-Turancı ideolog Nihal Atsız’ın Saracoğlu’na yazdığı mektuplarla başlayan o süreç, Türkiye’de solun, emeğin ve aydınlanmanın sesini her yükselttiğinde kafasına vurulan bir "cadı avı" sopasına dönüştü.
Köy Enstitüleri'nde kız ve erkek öğrencilerin birlikte okuması "ahlaksızlık", halk oyunları oynaması "kültür yozlaşması", mandolin çalıp dünya edebiyatı tartışması ise "komünizm propagandası" sayılarak Anadolu’nun kendi küllerinden doğma projesi kundaklandı.
Netice itibariyle; Köy Enstitüleri’ni sadece bir siyasi parti ya da sadece Meclis'teki birkaç toprak ağası kapatmadı. Onları, köylünün aydınlanmasını kendi sömürü düzenlerine tehdit gören yerli feodal odaklarla, Türkiye'yi Soğuk Savaş'ın sadık bir uydusu yapmak isteyen Amerikan emperyalizmi ve onların içindeki ideolojik taşeronu olan şovenist/antikomünist yapılar el birliğiyle kapattı.
Onun içindir ki, Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümünden döndüğüm gün, Ankara Türk Ocağında bir süre beraber olduğum arkadaşlarımdan Cezmi Bayram ve diğerleri ''Komünist toplantısından mı geliyorsun Akıncı?'' derken, bilerek ya da bilmeyerek, Amerikan Emperyalizminin taşeronluğunu yapıyorlardı.
Yorumlar
Yorum Gönder