Mevlana'nın Şehri Konya ile tanışma
.jpg)
26 haziran 1967 Pazartesi, Konya...
Fen Fakültesi sınavları 20 Haziran'da bitti. Denel Kimya ile Hayri Dener'in Elektrik ve Manyetizma dersinden geçer not alamadım. Sağlık olsun diyerek önce, 22 haziran'da, babamın görevli olduğu Tarsus Turan Emeksiz Ağaçlama Sahası'ndandaki ailemin yanına gittim. Üç gün kaldıktan sonra, dönerken Konya'ya, kardeşim Mustafa'nın yanına, uğradım.
Mustafa, 1965-66 Eğitim ve Öğrenim yılı sonunda Koleji bitirmiş ama Üniversite Giriş Sınavları'nda başarısız olmuştu. O da benim gibi, ailemizin yanında mevsimlik işçi olarak çalışmak yerine, Türkçe Öğretmeni Hatice Hanımın yardımlarıyla zengin ailelerin bütünlemeye kalmış çocuklarına ders vermenin yanı sıra kışın da takviye dersleri vermeye başlamıştı.
Temmuz 1966'da ailemizin yanında bir süre kaldıktan sonra döndüğü Konya'nın, Havzan Mahallesi Babil Sokak'ta ev kiralamıştı. Konya Maarif Koleji Şeyh Sadreddin Mahallesi olarak da bilinen Ferit Paşa Mahallesi'nde Tren Garı ile komşuydu. Tren yolunun öteki yakasında bulunan Havzan Mahallesi'nde kiralanan ev koleje yaklaşık 500 metre uzaklıktaydı.
Bu yakınlık Türkçe Öğretmeni Hatice Hanım'a ulaşma kolaylığı sağladığı gibi, kolejde takviye dersi verdiği hazırlık sınıfındaki öğrencilere ulaşmasını da kolaylaştırıyordu.
Evinde iki gün kalarak Konya'yı, biraz da olsa, tanıma fırsatı doğdu. Bu arada Hatice Hanım ve Toprak Mahsülleri Konya Şubesi görevlilerinden bir olan eşi Murat Bey'le de tanıştım. Hatice Hanım ''Ankara'ya döndüğünde, yaz tatilinde ne yapacaksın Mehmet?'' sorusuna ''bütünlemeye kalmış öğrencilere ders verebileceğim gibi belki de yetiştirme yurtlarından birinde, bütünlemeye kalmış öğrencilere de, yurt ile anlaşabilirsem, ders vereceğim Hocam.''
Hatice Hanım bir süre düşündükten sonra ''Sana Konya Devlet Su İşleri'nde bir iş ayarlayalım. Oğlum Metin Kolej Lise 2 öğrencisidir. Matematik ve Fen Bilimlerindeki bilgilerini bir üst düzeye çıkarabilirsin. Ayrıca, hafta sonlarında özel öğrenci de bulurum. Yazın burada, Mustafa'nın yanında kal.''
Teklif benim için biçilmiş kaftandı. Olumlu yanıt verdim. Ders notlarımı ve bazı eşyalarımı almak üzere Ankara'ya gidip gelmem gerekecekti.
Hatice Hanıma teşekkür ettikten sonra ''Ne dersin Mustafa?'' sorusuna ''Harika olur Brader. Hadi şimdi Devlet Su İşleri Sosyal Tesisleri'ne giderek yemek yiyelim.'' Anladığım kadarıyla kardeşim, özel dersleri dışında, akşam saatlerinin büyük bir bölümünü burada geçiriyordu. Hatice Hanım sağlamış olmalıydı.
Geç vakitlerde eve dönerken, Havzan Mahallesi Babil Sokak'ta biraz ilerledikten sonra kulağımıza ''yumurtanın kulpu yok, gözlerimde uyku yok'' türküsünün nakaratları geldi. Dikkatli dinleyince sesin Bedia Akartürk'a ait olduğunun ayırdına vardım.
Soran gözlerle Mustafa'ya baktığımda ''Brader, burada açık hava sineması vardı. Açık hava gazinosuna dönüştürdüler. Bu yıl Akartürk türkü söylüyor. Her akşam saat tam 21:00'de sahne alır ve dinlediğimiz türkü ile programına başlar.''
Yorumlar
Yorum Gönder