BULGARİSTAN GÖÇ ANILARINA GİRİŞ

Anam Emine ve Babam Ahmet Akıncı anısına saygıyla…
Muhacir diye küçümsenenler, tarihin yazdığı savaşlarda en geriye kalanlar, yani düşmanla sonuna kadar dövüşenler, çekilen ordunun ric’at hatlarını sağlamak için kendilerini feda edenler ve düşman karşısında kaçmak, çekilmek nedir bilmeyenlerdir. K. ATATÜRK
Atatürk’ün o muazzam sözüyle başlamanın giriş metnine tarihi bir ağırlık katacağını düşündüm. Göçmenlerin, aslında sınır boylarında vatanı son ana kadar savunan ve geri çekilme hattını canı pahasına koruyan fedakarlar olduğunu hatırlatmak, göç sonrası Türkiyede maruz kaldığımız o "yabancı" muamelesine karşı verilebilecek en asil, en haklı cevaptır.
Bütün mal varlığımızı bedelsiz olarak bırakıp, beş parasız, gönüllü ve "Serbest Göçmen" olarak göçmüştük 1951 yılında Bulgaristan’dan.
Zordu göçmen olmak... 1951'den 1981'e kadar, tam 30 yıl boyunca yerleşik bir düzen kuruncaya kadar sürekli göç yaşadık. Bu süre içinde, başlangıçta Maraş Elbistan’ın Hasanalili Köyü olmak üzere; Ceyhan pamuk tarlalarında mevsimlik işçilikten Osmaniye ve Mersin’e kadar dolaştık durduk. Aynı dil, aynı gelenek ve görenekler, ortak dini inanışlara sahip olmamıza rağmen, öz vatanımızda yabancı muamelesi gördüğümüz zamanlar oldu. Araf’taydık. ”Ne İsa’ya ne de Musa’ya” deyimi, tam da bizler için söylenmişti.
Göçün ve göçmenliğin ne olduğunu anlatmalıydım. Bu yüzden ”ANILAR’’ başlığı altında yaşam serüvenimizi bir yazı dizisi haline getirerek paylaşmak istedim. Geçmişimizi bilelim ki hem kendimizi hem de ülkemizi ona göre yönlendirelim diye düşünmüştüm. Öyledir çünkü; bilmek, geleceği yönlendirmektir…
Bulgaristan, İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın yanında yer almıştı. Almanya’nın savaşı kaybetmesiyle Rus Orduları 8 Eylül 1944 tarihinde Bulgaristan’a girdi. Ülkedeki Alman yanlısı hükümet görevden uzaklaştırıldı ve Alman karşıtı gruplar iktidara geldi. Bu süreçte, sınıfsız bir toplum yaratma bahanesiyle, Bulgaristan’da yaşayan Türk ve Müslüman-Türklere karşı asimilasyon politikası başlatıldı.
Bulgar milli devletinin kurulmasında etkili bir rol oynayan Rusya, Türklerin Balkanlar’dan Anadolu’ya göçünü adeta zorunlu hale getirmişti. Çünkü Türklerin Anadolu’ya göçleri, Balkan milli devletlerinin kurulması ve şekillenmesi açısından kritik bir faktördü. Balkanlarda kurulmak istenen devletlerin "gerçek" hüviyetine kavuşabilmesi, bölgeden bir an önce Türklerin gitmesine bağlıydı. Bu yüzden tarihin en büyük Türk göçleri hep Balkanlardan oldu. Yüzyıllarca hiç durmadan devam etmiş olan bu göçler, belli aralıklarla hep tekrarlandı. Türkiye tarihinde “93 Harbi Muhacereti”, “1924 Mübadelesi” ve “89 Göçü” en çok iz bırakan dönüm noktaları oldu.
Bulgaristan’da 1984 yılından itibaren Türk azınlığa vahşi bir asimilasyon politikası uygulayan komünist rejim, amacına ulaşamayınca 1989 yılında zorunlu göç kararı aldı. Bu büyük zulmün mimarı, dönemin Bulgaristan Devlet Başkanı Todor Jivkov ’du.
Jivkov devri kapandıktan sonra açıklanan gizli belgeler, Bulgaristan Devleti’nin bu asimilasyon politikasını doğrudan komünist parti eliyle yürüttüğünü ortaya koydu. Belgelere göre, 1984 yılı sonlarından itibaren Komünist Parti’nin en üst karar alma birimi olan Politbüro, Türklere yönelik “Yeniden Doğuş / Uyanış Süreci” adı altında sistematik bir siyaset başlatmıştı. Bu siyaset, ülkedeki Türklere kimliklerini koruyarak yaşama hakkı tanımıyordu.
Bulgaristan, Todor Jivkov liderliğindeki rejimin Türk ve Müslüman azınlığa yönelik yürüttüğü bu politikaları ancak 22 yıl sonra kabul edebildi. Bulgar Parlamentosu; isim değiştirme, ibadet yasağı, ana dilde konuşma yasağı ve zorunlu göç gibi etnik temizlik kampanyalarını kınayan bildiriyi 11 Ocak 2012’de kabul etti. Bu bildiri, Bulgaristan devletinin Türklere karşı girişilen asimilasyon kampanyasını resmi olarak kabul eden ilk belge olması açısından büyük önem taşımaktadır.
Bu tarihi kabulden sonradır ki göç dalgası tekrar tersine dönmüş ve çifte vatandaşlık konusu gündeme gelmiştir. Bu günlerde ise, ataları Bulgaristan doğumlu olanlar yeniden Bulgaristan vatandaşı olabilmek için evrak toplamaya başlamışlardır. Başlamışlardır; çünkü kendilerini bugün Türkiye’de de tamamen güvende hissetmemektedirler…
Yorumlar
Yorum Gönder